Mehmet Fuat Köprülü

Tam adı Mehmet Fuat Köprülü, Türk sosyolog ve bilim adamı, 1950-56 arası Dışişleri Bakanı olarak da görev yapmış siyasetçi. Bir döneme damga vurmuş, Osmanlı İmparatorluğu’na devlet adamları yetiştirmiş (17. Yüzyıl) meşhur Köprülü ailesinin en usta şahsiyetlerindendir.

4 Aralık 1890 yılında, II. Abdülhamit devrinde bir kış günü, İstanbul’da, Sultan Mahmud’un türbesinin hemen çaprazında bulunan konakta dünyaya gelen Köprülü, İlber Ortaylı’ya göre Mercan İdadisinden, bir başka görüşe ise Ayasofya Merkez Rüştiyesinden mezun olmuştu. Daha sonra hukuk öğrenimi için Mekteb-i Hukuk‘a yazılan Fuat Köprülü, buradaki tahsilini yarıda bırakmıştır. (1907-1910) Sık sık bu konuda eleştirilen Köprülü bu konuya kendisi şöyle değinmiştir;

Yine, ilme olan aşkımdan, yüksek bir mektep bitiremedim. Anlatayım. İdadiden sonra Hukuk’ta üç sene okudum. İmtihanlarımda gayet muvaffak oldum lakin büyük bir hayal kırıklığı ile karşılaştım. Tedrisat, son derecede fena idi. Benim talebesi bulunduğum 1907 Darülfünu’nu bir alemdi. İslam hukukunu okutan hocalardan istifade etmediğimi söyleyemem. Ancak, yeni Avrupa ilimlerini okutanlar lisan bilmezlerdi. Ellerine geçmiş yalan yanlış tercemelerden, eminim kendileri de bir şey anlamayarak, ders verirlerdi ki ben bu eserleri, elimde bulunan asıllarından okumayı tercih ederdim. Fransızcayı hocalarımdan daha iyi biliyordum; hatta bazı dersleri, bazı bahisleri, onlardan daha çok önce ve daha iyi öğrenmiştim. Hukuk’ta fazla kalmak, zaman kaybetmekten başka bir şey değildi. Bir diploma için de bunu göze alamıyordum. Kendi başıma kendimi daha iyi yetiştireceğim anlamıştım. Sonra, benim ihtisasını yapmak istediğim ilim sahasının mektebi yoktu ki, ben buradan me’zun olabileyim.. O zamanki mektepler, ilmi müessesat çok geri idi. Bunun için, kendi kendimi yetiştirmeye karar verdim. Yoksa, niyetim mektep bitirmek olsaydı, buna, hem de fevkalade tarafından, muvaffak olacağıma şüphe yoktu; fakat tek başıma kendimi yetiştirmek için işe başladığım zaman büyük müşkiller karşısında kaldım.

 

Edebiyatta Fuat Köprülü

Gençliğinin ilk yıllarında asıl çalışma alanı olacak edebiyata yönelen Mehmet Fuat Köprülü, Fecr-i Âti topluluğuna katılmış ve ilk şiirlerini bu akımın etkisinde kalarak yazmıştır. Şiirleri o zamanki dergilerde (Servet-i Fünun gibi) yayınlanmış olan Köprülü 1910 yılından sonra İstanbul’da çeşitli okullarda edebiyat hocalığı ve eğitmenliği de yapmıştır. Daha sonra Ziya Gökalp‘le tanışmış ve özellikle tanışmasından sonra edebi görüşü ve fikir yapısı değişmiştir. Ziya Gökalp’in etkisiyle Milli Edebiyata yönelen Köprülü aynı zamanda Türkçülük konusunda da Gökalp’ten oldukça etkilenmiştir.

1913 yılında, Servet-i Fünun’un önemli kalemlerinden olan Halit Ziya Uşaklıgil’den boşalan Darülfünun edebiyat hocalığına getirilmiştir. Henüz 23 yaşından Darülfünun Edebiyat Hocası gibi büyük bir göreve layık görülen bu pek değerli şahsiyetin ne kadar önemli olduğunu siz düşünün.

Aynı yıl içinde Servet-i Fünun dergisinde, Türk edebiyatının ne şekilde incelemesi gerektiğini, gerekçeleriyle açıklayan “Türk Edebiyatı Tarihinde Usül” adlı yazısını kaleme almış ve asıl bilinirliği (yurt dışında) 1919 yılında yayımladığı “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” kitabıyla olmuştur. Bu yazısı Köprülü’nün uluslarası camiada ün kazanmasına önemli katkı sağlamıştır.

6 Şubat 1914 yılında dönemin İkdam Dergisi‘nde folklor üzerine yazılar yazdı. Folklorün Avrupa ülkeleri ve medeniyetleri hakkındaki bulguları ele alan Köprülü yazısında aynı zamanda folklorün ulusların hayatında ne derece önemli olduğundan detaylı olarak bahsetmiştir.

1923 yılında, 30’lu yaşlarında Darülfünun Edebiyat Fakültesi Dekanı olmuş ve bu görevi esnasında ”Türkiye Tarihi” adlı kitabını yayımlamıştır. Bir yıl sonra, 1924’te ise dönemin Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar’ın ricası üzerine, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim sistemini yeniden düzenlemek adına 8 ay müsteşarlık görevini yürütmüştür. Daha sonra buradan ayrılarak Türkiyat Enstitüsü müdürlüğüne tayin edilmiş, hemen sonra da Türkiyat Mecmuası‘nı çıkarmaya başlamıştır.

Bu dergideki yazılarında Fransızca metinlere de yer veren Fuat Köprülü’nün böylece ünü ülke sınırlarını aşmış, pek çok beynelmilel kongre ve toplantılara Türkiye adına katılım göstermiştir.

1928 yılında Türk Tarih Encümeni başkanlığına seçilen Köprülü üç yıl sonra, 1931 yılında Türk Hukuk Tarihi Mecmuasını çıkarmaya başlamıştır. 1932 ile 1934 yılları arasında Divan Edebiyatı Antolojisi adlı çalışmasını yayımlamıştır.

1933 yılında, 43 yaşında ise ordinaryüs profesör ünvanına layık görülmüştür. Dönemin İstanbul Üniversitesi’nde birkaç kez dekanlık görevini yapmış olan Köprülü, 1935 yılında siyasete atılmıştır.

Bir tarihçi olmasına karşın edebiyat ve edebiyat tarihi üzerine yaptığı çalışmaları ile taktir toplamış ve hala bu alanın öncüsü unvanını korumuştur. Köprülü özellikle, destan araştırmaları ve Dini Tasavvufi Türk Edebiyatı üzerine derin araştırmalar yaparak bu konudaki karanlıkta kalan noktaları açıklığa kavuşturmuştur.

 

Siyasete Atılması

Mehmet Fuat Köprülü’nün siyasete atılması 1935’li yıllara, 45’li yaşlarına denk gelir. Köprülü 1935 yılında Kars’tan milletvekili seçildi. Köprülü dönemin tek parti rejimini eleştirenler arasındaydı ve bu eleştirileri özellikle İsmet İnönü zamanında çok daha belirgin hale geldi. Köprülü özellikle 19 Eylül 1945 yılında, Vatan gazetesinde yayımlanan “Demokrasi Ruhu” adlı makalesinde tek parti rejiminin ulusların aleyhine olduğunu, totaliter rejimlerin devamlılığın olamayacağını ve bu sistemden doğan ya da doğabilecek olay ve gelişmeleri eleştirel bir dille kaleme almıştı. Köprülü bu fikirlerinde ısrar ediyor ve türlü gazete ve dergilerde de bu konu üzerinde deneme ve makaleler yazıyordu. İlerleyen süreçte Köprülü Cumhuriyet Halk Partisi‘nden ihraç edildi ve birkaç arkadaşıyla birlikte Demokrat Parti’yi kurdu. (1946)

Köprülü, seçimlerden zaferle çıkan Demokrat Parti’de 22 Mayıs 1950 yılında Dışişleri Bakanı oldu. Türkiye’nin ilk çok partili sisteminde Köprülü’ye Dışişleri Bakanlığı layık görülmüştü. Köprülü dış siyasette de farklılaşmayı ve çığır açmayı istiyordu. 19 Aralık 1951’de, bakanlık görevinin henüz ilk yılında dış siyasetin temel dayanak noktalarını şöyle belirlemişti;

Sulh ve emniyetin muhafazası, doğru yoldaki bütün milletlerde hürmet, istiklal ve diğer halkların, memleketlerinin tamamiyeti ve bunlara düşman olanlara karşı şiddetli, cesurane vaz’iyyet almak.

Mehmet Fuat Köprülü, Dışişleri Bakanlığı görevini yürütttüğü dönemde 1952 yılında, Türkiye’nin NATO’ya üye olmasını ön gören “Katılım Anlaşması”nı Dışişleri Bakanı sıfatıyla imzalamıştır.

Köprülü, bakanlığının devam ettiği yıllarda, kendisinin kurmuş olduğu Demokrat Parti’nin seçimler öncesi söz verdiği vaatleri yerine getirmediği ve giderek yozlaştığını ileri sürerek partiden istifa etti. (6 Eylül 1957) Köprülü, istifa konuşmasında şöyle demiştir;

Programından ayrılmış, eski hüviyetini tamamen değiştirmiş olan bugünkü Demokrat Parti zihniyeti ile uyuşmak benim için imkansız olduğu cihetle Demokrat Parti’den çekiliyorum… Demokrasi nizamına iman etmiş bütün türk vatandaşlarının, aralarındaki her türlü ihtilafları bir tarafa atarak bu gaye (menderes’i devirmek) uğrunda işbirliği yapmaları bir vatan borcudur.

Öte yandan Mehmet Fuat Köprülü, Adnan Menderes ve Demokrat Parti’nin amacından saptığını, yozlaştığını 22 Ekim 1957 tarihinde yani Demokrat Parti’den ayrılışından 1.5 ay sonra Hürriyet Partisi’nin Balıkesir Mitingi’nde şunları demiştir;

Bu seçim mücadelesi tek parti, tek şef sistemini canlandırmak isteyen bir adama karşı koca bir milletin mücadelesidir.

Uluslararası Camiada Fuat Köprülü

Köprülü’nün uluslarası camiada yankı getiren ilk çalışması Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar olmuştur. Daha sonra 1935’te, ordinaryüs profesör ünvanıyla Paris’te Türk Tetkikleri Merkezi’nde konferanslar veren Köprülü, bu konferansların bir toplamı olan Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu adlı kitabıyla tüm çevrelerin dikkatini üzerine çekmiştir. Ki, Fuat Köprülü Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu adlı kitabını Fransızca olarak yazmıştır. Kitabın orijinal ismi “Les Origines L’empire Ottoman”dır.

Heidelberg, Atina ve Sorbonne Üniversiteleri başta olmak üzere Avrupa’nın pek çok prestijli üniversitelerinden onursal doktorluk ünvanına layık görüldü. Bazı Batı bilim kuruluşları tarafından onur üyeliğine de seçilmiştir.

 

Fuat Köprülü’nün Kişiliği

Köprülü, espriyi seven, hitabet yeteneği oldukça iyi, çevresinde sevilen bir insandı. Kolaylıkla her çevreye ayak uydurur ve karşıdaki kişiyle aynı seviyeden konuşmayı severdi.

Fuat Köprülü araştırmayı seven ve kendini bilime adayan bir insandı. Bir konu üzerinde tartışmaya ve o konuyu açıklığa kavuşturmaya ise tam anlamıyla bayılırdı. Örneğin Cengiz Han’ın Türk mü değil mi tartışmasında, Zeki Velidi Togan, Cengiz Han’ın Türk olduğuna ilişkin 8 sayfalık yazısına Cengiz Han’ın neden Türk olamayacağına, Köprülü tam 110 sayfa yazıyla cevap vermiştir.

Öte yandan Köprülü’nün üniversite mezunu olmadığı bir gerçekti. Hukuk Fakültesi’ni yarıda bırakmıştı. Bu, Köprülü’ye aşağılamak anlamında sık sorulan soruların başında geliyordu. Yine bir keresinde, alaycı bir şekilde “nereden mezunsunuz?” diye sorulmuş ve Köprülü “Ben bir yerden mezun değilim ama İstanbul Türkoloji benden mezundur” diye cevap vermiştir.

İdealist bir kişilik olan Köprülü güttüğü davadan ve savunduğu ideolojilerden asla taviz vermezdi. Haklı davasını savunmaktan asla geri adım atmazdı. Zira Demokrat Parti’den ayrılmasının tek sebebi ideallerine ters düşmesiydi.

Fuat Köprülü’nün Fiziki Özellikleri

Köprülü, tam anlamıyla tipik bir bilim adamı profilinden uzaktı. Ama ahvali onun tam tersini söylüyordu. Köprülü, orta boylu, yeşil gözlü, beyaz tenli biriydi.

Bu fiziki özellikleri ve samimi duruşu, onun diğer Türk münevverleri tarafından sıcak karşılanmasına ve aralarına almasına yardımcı oldu.

Başarıları ve Yetiştirdiği Öğrencileri

Türkiye dışında başka herhangi bir yerden eğitim almamış, başka eğitmenlerden de ders almamıştır. Kendi kendini yetiştiren Köprülü, Fransızcayı da yine kendi kendine öğrenmiştir. Müthiş bir deha olan Köprülü’nün hayatı pek çok başarılarla doludur.

Türkçe yazmış olduğu eserler Almanca ve Arapça başta olmak üzere pek çok yabancı dile çevrilmiştir. Türk toplumunun yetiştirdiği kuşkusuz en önemli şahsiyetlerin başında gelen Köprülüzade Fuad Bey, keşfedilmeyi bekleyen derin bir hazine gibidir.

Köprülü, modern tarihin ve edebiyat tarihinin kurucusu sayılmaktadır. Mehmet Fuat Köprülü, aynı zamanda Türkiye’nin ve Osmanlı’nın en yetkin Türkologlarından biridir. Eserleriyle bunu tartışmasız kılan Köprülü, ayrıca yetiştirdiği öğrencileri ile bunu kanıtlamıştır. Ordinaryüs Profesör olan Mehmet Fuat Köprülü’nün yetiştirdiği isimler arasında henüz yeni kaybettiğimiz Halil İnalcık başta olmak üzere Osman Turan, Hasan Ali Yücel ve Abdülbaki Gölpınarlı da vardır.

Halil İnalcık onu tek kelimeyle “dahi” olarak özetler. İnalcık’ın öğrencisi ve aynı zamanda tarihçi İlber Ortaylı’nın gözünden ordinaryüs profesör Fuat Köprülü;

Ama aynı ortamın içinde Avrupalı meslektaşlarına taş çıkartacak bir iki tarihçi de yetişti. Nihayet Türkiye’nin en büyük tarihçisi, tamamen Osmanlı muhitinin ve Osmanlı asrının Cumhuriyet’e devrettiği Fuat Köprülü’dür.

Köprülü, Avrupa’da okumamıştı. Hatta Mercan İdadisi dışında daha yüksek bir eğitim kurumunu da tamamlanmadığı söylenir. Sahaflardan aldığı kitaplar ve tarih bilenler sayesinde, yani Osmanlı aydın çevresinde yetişmişti. Hala Osmanlı tarihçilerinin en büyüğü olma niteliğini korur. Durkheimci sosyolojiyi Ziya Gökalp’ten aldığı söylenir. L. Lefebvre’nin Annales okulunu da tarihçi method olarak almış, Garp tarihçiliği yöntemini İstanbul’da iyi öğrenmişti. Ama Osmanlılığın ve Türkçülüğün etkin bir kalıntısı da vardır. Onun reddettiği Bizans mirasını hala reddediyorlar. En etkili tarihçiydi ve yaşadığı dönemin en iyi sosyologlarındandı. Üniversite reformunda Alman bilginlerin Edebiyat Fakültesi’ne girememesi onun işidir. Belki böylesi daha iyi oldu.

Fuat Köprülü’nün Ölümü

Bir ders çıkışı, ders verdiği Dil Tarih Coğrafya Fakültesinden (DTCF) çıkmış ve karşıdan karşıya geçerken araba çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir. (1966)

Mehmet Fuat Köprülü, diğer bir deyişle Köprülüzade Fuad Bey, ya da Türkiye’ye “uzman” terimini getiren ordinaryüs. Kuşkusuz ordinaryüslükten üst bir mertebe olsaydı, Köprülü onun da sahibi olurdu. Müthiş bir azim ve başarı öyküsü… Arkasında düzinelerce kitaba konu olacak bir hayat hikayesi bırakmıştır. Şimdi buraya Köprülü’nün hayatından hangi dersleri çıkarmalıyız diye yazmak isterdim fakat hayatı olduğu gibi yukarıda yazılı, tekrar tekrar okuduğumuzda bize çok şeyler öğretiyor. Biz, böyle bir değeri kendi içimizde yetiştirmiş ama değerini ne yazık ki bilememişiz. Uluslararası alanda bu kadar tanınan birisinin kendi ülkesinde bir o kadar “yabancı” olması hiç kuşkusuz trajiktir.

Mehmet Fuat Köprülü yukarıda uzun uzun bahsetmeye çalıştığım gibi usta bir edebiyatçıydı. Yazının kapanışını ustanın “Akıncı Türküleri” adlı şiiriyle yapmak istiyorum;

Tuna boylarında sıra selviler
Tan yeri estikçe sessiz ağlarmış;
Gül bahçelerinde baykuşlar öter;
Şu virânelikler eski bağlarmış.

Namazgâh bir otluk, kalmamış taşı;
Çeşmelerden akan, kanlı gözyaşı…
Orda bir güzel var, çatılmış kaşı;
Ak alnına kara çatkı bağlarmış…

Kırık minârelerden duyulmaz ezân…
Hep ocaklar sönmüş, devrilmiş kazan.
Bir inilti duydum, sandım bir ozan;
Sesime ses veren karlı dağlarmış.

Söğüt dallarında hasta serçeler
Eski akın destanını heceler.
Tuna ağlıyormuş bazı geceler;
Göğsünde kefensiz şehitler varmış.

Bozulan bağların üzümü acı;
Asi köle kesmiş eski haracı;
Yine yedi kral giymişler tacı,
Şahin yuvasını kargalar basmış.

Haydi eski ozan, al sazı ele,
Düşmanlar içine düşsün velvele;
De ki: Hor bakmayın bu durgun sele
O, yetmiş bir kavme akın çıkarmış…