Gezmek İçin Bahaneye Gerek Yok

Gezmek için bahaneye gerek yok. Gezmek sizi bir yerin ruhundan uzaklaştırır. Bir yerleri gezdiğinizde, o yerlerin ruhundan bir şeyler alırsınız. Böylece sabit bir ruha sahip olmazsınız. Sürekli kalınan mekanlar insanı boğar. Hapishanelerin kurulma mantığı da budur esasen. İnsanları sürekli bir yerde yaşamaya mecbur bırakmak ve orada cezasını çekmesini beklemektir.

Gezmek, gezilen yerlerin ruhundan ve havasından bir şeyler kapmak gerekir. Çoğumuz hayatlarımızı birkaç kilometre kare çapında yaşıyor, sadece bu kısıtlı alanda gördüklerimizle dünyayı ve diğer insanları anlamaya çalışıyoruz. Biri şöyle demişti: En ucuz seyahat kitaptır. Kitap size bir yerlerin ruhundan bir şeyler kapmanıza yardımcı olur. Bu görevi sadece kitaplara yüklemek ise tevatürleşmiş bir gerçek dışılıktır.

Başka kültürleri, başka memleketleri öğrenmek, bilmek gerekir. Zira, bu, insanın kendi ülkesinden nefret etmesine sebep olmaz. Yine insan, kendi ülkesini, gezdiği tüm ülkelerden daha çok sevebilir. Bunu vatanseverlikle açıklamak da zannımca doğru olmayacaktır.

Gezmek, sadece yurt dışına çıkmak olarak değerlendirilmemeli. Örneğin yurt içinde de insanlar, diledikleri gibi gezebilirler. Fakat yurt içinde görülen manzara ile yurt dışında görülen manzara arasında bir fark olmadığını söyleyemeyiz. Çünkü, kendi ülkenizden başka ülkelere gittiğinizde, diğer ülkenin kendi ülkenizden çok daha farklı olduğunu göreceksiniz. Yaşam tarzları, yemekleri, gündelik hayatta ne yaptıkları, yaygın meslek kolları gibi saymakla bitmeyen farklılıklar ortaya çıkacaktır.

Bu farklılığın günümüzde yavaş yavaş erdiğini, dünyanın küçük bir kasaba haline döndüğünü düşündüğümüzde elimizde kalan son özgün dünyayı en azından az da olsa keşfetmek gerek. Örneğin Güney Amerika yerlilerini, Aborijinleri veya Nepal dağlarında binlerce kilometre rakımda yaşayan insanları görmek gerek. Yeni şeyler görmek, yeni şeyler söylemek lazım. Gezelim görelim.