Work and Travel Deneyimleri

Asıl konumuza gelmeden önce size kendime ait olan bir söz söylemek istiyorum: Korkma, bu kısa hayata macera yaşamak için geldin aslında.

Eğer bir üniversite öğrencisiysen ve içindeki maceracı ruhu keşfedip yeni heyecanlar peşine düştüysen Work And Travel işte tam göre bir deneyim olacaktır. Birazdan size benim work and travel deneyimlerimden bahsedeceğim.

Umarım sizin için keyifli bir yazı olur.

Sanırım 10 yıl önceydi, o zamanlar lisede devam ederken çok samimi olduğum bir arkadaşımın abisinin work and travel programı ile Amerika’ya gittiğini duymuştum. O zamanlar içimdeki maceracı ruh yeni yeni filizlenmeye başlamış olacak ki hemen bu programı araştırmaya başladım. Dediler ki bu programa başvurabilmem için üniversite öğrencisi olmam gerektiği ve belli bir not ortalamamın olmasını gerektiğini söylediler. Gel zaman git zaman üniversiteye geçtim ve ilk hayalimi gerçekleştirmek için işte ilk fırsatımı yakalamıştım. Üniversite ikinci sınıfımta, ilk adım olarak Work and travel hayallerimi gerçekleştirmek için kendime uygun bu programda bana yardımcı olabilecek şirketleri araştırmaya başladım. ( Bir sonraki yazımda siz değerli macera ruhu dolu okurlarımıza, bu programda en iyi ve avantajlı şirketler nelerdir. Bu program sürecinde yapmanız gerekenler nelerdir. j1 vizesi alırken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir gibisinden tüm önemli noktalara değineceğim.) Kendime uygun şirketi bulup tüm işlemleri tamamladıktan sonra gitme vakti gelmişti sonunda. Sonunda 10 yıllık büyük bir hayal gerçekleşecek ve belkide kendi kişiliğim için bir dönüm noktası olacaktı bu maceraya koşuş. O anı çok iyi hatırlıyorum, havalimanında dış hatlara geçişim, biletimi alışım ve pasaportumu onaylatıp gümrükten geçişim. Hepsi ama hepsi en azından benim için heyecan verici anlardı. Emin olun sizin içinde öyle olacaktır. Eğer aklınızdan neden sorusunu geçirecek olursanız; Sizde 21 yaşında ilk defa yurt dışına gidiyorsanız ve bu gideceğiniz yer Amerika olursa, eee sizde takdir edersiz ki  insan haliyle heyecanlanıyor ve yaşadığı her an unutulmaz oluyor.

Yolculuk Başlıyor

Aktarmalı uçuşumun ilk ayağı İtalya oldu. Orada yaklaşık olarak 4 saat aradan sonra Amerika uçağıma binip artık bende eskilerin deyimiyle Yeni Dünya’ya olan maceramı, hayallerimi başlatmış oldum. 11 saatlik Amerika uçuşumun ardından, Yeni Dünya’ya adım atmıştım artık, kendi ayaklarımın üzerinde durabileceğim ve kendimi kanıtlayabileceğim yep yeni bir dünyaya gelmiştim.

Uçuşlar bitmek bilmiyordu, son aktarmamı da yapmak için Atlanta Havalimanın da 3 saat  bekleyişimin ardından asıl gideceğim yer olan Kuzey Karolina’nın Asheville şehrine ulaşmak için son uçağıma bindim. Bu uçuş diğerlerinin aksine çokta uzun sürmedi kendimi birden Asheville’de buluverdim. Beni almaya gelecek olan Amerikalı arkadaşı kapıda beni bekliyorken görmek gerçekten mutlu edici bir duyguydu çünkü hemen çalışacağım kampa gitmek istiyor ve dinlenmek istiyordum. Malumunuz aktarmalarla hemen hemen bir gün süren yolculuk beni epey yormuştu. Arabaya bindiğimde ismi AJ olan aslen Hindistanlı olan Amerika’da doğup büyümüş kişiyle konuşmaya başladım. Amerikalılar bana göre gerçekten çok sıcak kanlı insanlar bundan emin olabilirsiniz. Bence onlarla iletişime geçmek için native ingilizceniz olmasına gerek yok. Üzerimdeki uzun yolculuğun verdiği yorgunlukla arada bir iletişim kopukluğu yaşasak da kısa geçen yolcuğumuzun ardından asıl yere gelmiştim sonunda. Yaklaşık olarak 4 ayımı geçireceğim, yeni kişiler ve hayatlar tanıyacağım YMCA kampına varmıştım sonunda. Gece varmamdan ötürü dinlenip sabah erkenden uyandım. Diğerlerinin aksine ne jetlag olmuştum nede birşey, aksine sanki yıllardır bu yerde yaşıyormuşum hissi vardı vardı bende. Yukarıda dediğim gibi Amerikalıların sıcak kanlı olmasından ötürü belkide yabancılık çekmememin nedenidir. YMCA Kampında çok farklı uluslardan ve ülkelerden benim gibi work and travel programıyla gelen insanlar vardı. Rusya, İspanya, Tayland, Meksika, Jamaika, Brezilya,Çin, Japonya ve tabiki Türkiye. Çok kültürlülüğü seven ve farklı kültürdeki insanlarla tanışmak isteyen bir kişiliğim olduğu için aslında orası bana çok güzel ve daha bir çekici gelmişti. Günler geçiyor zaman ilerliyor ve bulunduğum bu güzel ortama daha fazla ısınıyordum. Kendimi onların arasında hiçte yabancı hissetmiyor, aksine dediğim gibi onlardan biriymiş gibi hissediyordum. Amerikalılar etkinlik yapmayı seven ve en ufak şeylerden mutlu olabilen insanlar. Bu yönlerini gerçekten çok takdir ediyorum çünkü insanın hayat dolu olması ve karşısına pozitif enerjiyle yaklaşması çok güzel birşey. Burada bir konuya değinmek istiyorum: Belki aklınıza birkaç soru gelebilir; Orada hiç ırkçılık vari şeylere maruz kaldınmı gibisinden. Kesinlikle böyle bir durum söz konusu olmadı çünkü Amerikalılar için hangi dinden, ırktan veya cinsiyetten olduğun söz konusu değil. Onlar için önemli olan iyi niyetli, güler yüzlü ve verilen işleri zamanında ve hakkıyla yerine getirmen. Zaten çekici kılan diğer bir yanıda bu olsa gerek. Dediğim gibi Amerikalılarda kollektif bilinci çok olduğu için birlikte eğlenmeyi zaman geçirmeyi çok severler ve sizide aralarında görmek isterler. Hemen hemen her gün gittiğimiz  frizbi, futbol maçlarında çok güzel vakit geçiriyorduk. Frizbi benim en favori eğlencem oldu. Futbolun aksine insanların bu spor dalında bende dahil çok fazla eğlenebildiğimizi gördüm. Oraya öğrenmek ve tanımak için gitmiştim bu sebeble bir günümü dahi boş geçirmiyor bu gün ne yapabilirim sorusunu soruyordum kendime. İnsanlarla sürekli iletişim halinde olmak gerçekten çok önemli bu size çok şey katıyor her anlamda. Bu güzel insanların arasında çalışmak insanı kesinlikle yormuyor aksine daha da çok heveslendiriyor. 3.5 ay çok çabuk geçti, tabir üzre göz açıp kapanıncaya dek. YMCA Kampı bana çok fazla şey kattı; arkadaşlık, dostluk, kültür ve herşey. Hatta son zamanlara doğru artık oranın bir parçası gibi oldum ve gideceğim günün yaklaştığını bilmek bana tatlı bir hüzün katıyordu. Artık yavaş yavaş travel planları yapmaya başlamıştık çünkü j1 vizesinde vize bitiminden sonra yaklaşık 1 ay daha Amerika’da kalabiliyor ve travel yapabiliyorsunuz. Oradaki arkadaşlarla travel planımızı yapmaya başladık ve 1 Rus, 1 İspanyol, 1 Türk olarak araba kiralayıp rotamızı rüzgarlar şehri olarakta bilinen ve benim en çok beğendiğim şehir olan Chicago’ya çevirdik. Ayrılık vakti geldiği gün ayrılmak cidden çok zor oldu. Hep diyorlardı ayrılmak çok zor olacak diye gerçektende öyleymiş. Kısa sürede uzun arkadaşlıklar ve hala görüştüğün dostluklar kurmak gerçekten çok güzelmiş.

Travel Kısmı

Travel başlamıştı artık, asıl tadına şimdi varmaya başlamıştık bu programın. Asheville Chicago arası yaklaşık olarak arabayla 12 saat sürdü. Yolculuk çok güzel geçiyordu, neticede samimi olduğun insanlarla beraber yola çıkmak ve ortak konuşulan bir dilin olması hiçte sıkıcı yapmıyordu bu maceramızın bu ayağını. Chicago’ya vardığımızda şehir gerçekten büyüleşmişti beni. Caddeleri, sokakları, insanların yaşayış biçimleri sana o filmlerdeki, gökdelenli ve düzenli caddeleri olan gerçek Amerika’yı yaşatıyordu. Aslında Chicago, New York gibi diğer büyük şehirlerin aksine pekte gezilebilecek yeri olan bir şehir ama nedense şehrin dokusu, havası veya ambiansı etkiliyor insanı. Starbucks’tan içtiğiniz kahvenin tadına sanırım birtek Chicago’da varıyorsunuz. Travel’ıma Chicago için 2 gün ayırmıştım ve yettide. Chicago’dan sonra geçicektim, iki gün sonra arkadaşlarımla vedalaştıktan sonra otobüsle New York’a doğru yola çıktım. 20 saatlik yolculuk beni bekliyordu, aslında otobüs yolculuğunu seçmemin nedeni Amerika’nın daha çok tadına çıkarmak ve günlük yaşantının içine daha çok girmekti. 20 saatlik uzun yolculuğun ardından sonunda her insanın hayali olan New York’a varmıştım.

Bunu ben çekmedim 🙂

Burada size yazımın en başında bahsettiğim arkadaşımın abisinin yanında kalacaktım. New York için 5 günümü ayırmıştım ve her günümü dolu dolu geçirmekti amacım. New York’ta kalacağım yere ulaştıktan sonra bavulum attığım gibi dışarı çıktım, kaybedecek zamanım pekte yoktu ve her anımı dolu dolu geçireceğim diye kendime söz vermiştim. İlk olarak New York’un, Amerika’nın belkide Dünya’nın kalbi olan Times Meydanı’n da buldum kendimi. Orada gece bulunmaya çok önem verdim çünkü meydandaki reklam panolarının ışıklarının yansımasıyla oluşan apayrı bir dünya vardı sanki. İnsan büyüleniyordu bu atmosfere gerçekten. Saatlerce oturup bekleyebilir insan burada; yanındaki hiç tanımadığı insanla sohbet edebilir ve onunla birşeylerini paylaşabilir nitekim bende öyle yaptım ve insanlarla konuşmaya başladım yeni insanlarla tanıştım. Sanırım Times Meydanı’nda, o ışıkların altında, geceleri gündüz yapan ışıkların altında insan ancak ve ancak konuşmalı oraya ancak bu şekilde bağlanıyor. Ertesi gün ve ondan sonraki günler sırasıyla; Özgürlük Heykeli, Brooklyn Bridge, Wall Street, Broodway; New York gezi listemdeki hemen hemen heryeri sırasıyla tamamladım. Manhattan adasını baştan aşağı yürüyerek gezdim mesela; metro kullanmadım pek çünkü keşfetmek istiyordum şehri ve şehrin tarihi ve mimarisi dokusunu hissetmek istiyordum. Peki ya kaybolmadınmı sorusu gelebilir aklınıza ama dünyada kaybolabileceğiniz en son yer New York veya herhangi Amerika’n şehri olabilir. Çünkü şehirler ızgara şekli dedikleri bir şekilde dizayn edilmiş ve bu şekilde insanların yer yön bulmasını kolay kılıyor.

New York için sanırım en güzel anımda; Kulaklığımı takıp şehirde kendime bir rota çizmeden öylece yürümemdi.

Hızlı geçen 5 günün ardından artık Amerika’ya veda vaktim gelmişti her ne kadar zorda olsa. Türkiye uçuşum için New York JFK Havalimanına geldiğimde arkamda güzel bir yaz tatili, güzel anılar, eskimeyecek dostluklar bırakmıştım.

Siz değerli okurlara tek tavsiyem kesinlikle bu  deneyimi yaşamanız. Work and Travel size çok şey katacaktır her anlamda.

!!!Her İspanyolca şarkı bana Amerika’yı hatırlatır…

Yazıda olabildiğince Work and Travel Nedir sorusuna da cevap vermeye çalıştım. Bir sorunuz olursa yorumda yazmaktan çekinmeyin. Elimden geldiğince cevaplamaya çalışayım.

Ben kısaca Alpii

Teknolojik Deli

Montaigne'e çıraklık yapıyordum, kovuldum. Biraz okuduktan sonra neden kovulduğumu anlayacaksınız.