Bacon ve Descartes’in Kilise Eleştirisi
Bacon ve Descartes, modern bilimin ve felsefenin kurucuları olarak kabul edilirler. İkisinin de Kilise’ye yönelik eleştirileri, hem bilginin kaynağı hem de düşünce özgürlüğü açısından önem taşır, ancak her ikisinin de kendi düşünce dünyalarında farklı yaklaşımları vardır
Francis Bacon (1561-1626) ve Kilise Eleştirisi
Bacon, özellikle bilimsel yöntemin gelişimi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. Eleştirisi, Kilise’nin dogmatik öğretilerine değil daha çok skolastik düşüncenin ve Aristotelesçi yöntemin bilgi üretiminde tek geçerli yol olarak görülmesine yöneliktir. Bacon’a göre bilimsel bilgi deney ve gözleme dayanmalıydı, bu yüzden dogmatik düşünce sistemiyle uyumsuzdu. “İdoller” (Idola) olarak tanımladığı yanıltıcı düşünce kalıplarına karşı dikkat çekmiştir. Özellikle “Idola theatri” ile Kilise’nin ve otoritenin, gerçek bilgiye ulaşma önünde bir engel oluşturabileceğini ifade etti. Ancak Bacon, doğrudan bir teolojik tartışmaya girmedi, daha çok doğanın yasalarının keşfedilmesine odaklandı.
René Descartes (1596-1650) ve Kilise Eleştirisi
Descartes’in eleştirisi ise daha felsefi bir düzeyde, bilgi ve hakikat kavramları üzerinden gelişti. Descartes, Kilise’nin dogmatik öğretilerine karşı, şüpheyi temel alan bir felsefe geliştirdi. “Cogito, ergo sum” (Düşünüyorum, öyleyse varım) ilkesiyle, bireysel aklı ve deneyimi bilgiye ulaşmanın tek güvenilir kaynağı olarak gördü. Kilise’nin otoritesine karşı gelerek, her şeyi sorgulama ve kendi aklıyla ulaşabileceği kesin doğrulara varma çabasındaydı. Bununla birlikte Descartes, açıkça Kilise karşıtı bir söylem geliştirmedi. Aksine, Tanrı’nın varlığına olan inancını rasyonalizmle uyumlu hale getirmeye çalıştı ve dogmalara doğrudan karşı gelmekten kaçındı.
Kilise insanın aklı ve duyularıyla bir bilgiye ulaşabilmesini imkânsız görüyordu. Onlar için en kestirme yok iman ve itaatti. Bacon doğayı ve onun içindeki insanın yerini açıklamak için Tanrıya gerek olmadığını ve insanın doğada aklıyla bilimsel ve deneye bağlı bir metotla gerçekleri daha iyi bulabileceği fikrini öne sürdü. Descartes ise bilgiyi mantıksal akıl yürütme yöntemiyle bulabileceğini söyleyerek, merkeze insan aklını ve bilgiyi koydu. Yine şüphe duyarak ve soru sorarak doğrulara ulaşmayı insanın aklıyla iyi bir şekilde bulabileceğini söyleyen Descartes, bilginin iktidar olması ve bunun insanın ilerlemesinde en önemli etken olduğunu savunur. Bütün bunlar gösteriyor ki, Descartes ve Bacon temel ilke olarak insanın akletmesini öne sürmüşlerdir. Fakat kilise insanların düşünmesini değil itaat etmesini istemekteydi. Kendi iktidarlarının yıkılmamaları ve ellerinin altında onlara tabi olacak kişiler görmek istiyorlardı. Bu tür düşünce akımlarına baktığımızda ise insanları düşünmeye sevk eden ve kilisenin iktidarını sarsan teşvikler olduğunu görüyoruz.
