Abdürrahman Dilipak’tan İtiraf: Para, Makam, Kadın, Güç Başımızı Döndürdü

Özellikle Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığı ile bilinen ve zaman zaman da gündem yaratan çıkışları ile tanınan Akit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak’tan AKP ve siyasal islamcıların içinde oldukları bataklığı gözler önüne seren bir itiraf geldi. Dilipak; para, makam, güç ve kadının başlarını döndürdüklerini ifade etti. 

Abdurrahman Dilipak’ın söz konusu itirafı ise sosyal medyada en çok konuşulanlar arasında yer alıyor. Dilipak’ın itiraflarından satır araları:

Bizim hayatımıza güzellik katan, dinden, gelenekten beslenen hayallerimizi vardı. “Hayal gerçeğin anasıdır” derdik. İnancımızın taşıyıcısı olan hayallerimiz uğruna mallarımız, canlarımız, sevdiklerimiz feda olsun derdik. Gelip “Reelpolitik putu”na toslayınca evdeki hayallerimizin çarşıya uymadığını gördük. Para, makam, kadın, güç başımızı döndürdü. Siyasetin labirentleri arasında kaybolduk.”“Sahi hayallerimizi kim çaldı, ya da “Ben yolumu kaybettim, yolların günahı ne” diye şarkılar mı söylemeliyiz. Necip Fazıl, 60 darbesi sonrası Büyük Doğu’yu bu kapakla çıkartmıştı. Yola girmek mi, “yolunu bulmak” mı, karıştırmayalım da. Herkes hem “yolunu buluyor”, hem de “bir yolunu buluyor” iş yapmak ya da yapmamak için. Şu parti, bu parti farketmiyor, ne hikâyeler dinliyoruz. İnandığımız gibi yaşamayınca, yaşadığımız gibi inanmaya mı başlıyoruz ne? Birileri göz göre göre sürüklenirken, hâlâ burnu Kaf dağlarında, eleştiren herkese düşman oluyor adeta, burnundan doluyor, bürokratlarına emirler veriyor, öfkesi ağzından taşıyor.. N’oluyoruz ya hu! Bu gidiş gidiş değil. İnsanın içinden kollarını makas gibi açarak bağırmak geliyor: Durun kalabalıklar, bu sokak çıkmaz sokak! Bu gidiş nereye.”

2019’un ilk gününde kendi köşesinden okurlarına duyurduğu bu paylaşım, Dilipak ve çevresindeki insaların nasıl bir boşluk içinde olduğunu, bu yola çıkarken amaçlarının bu olmadığını gözler önüne seriyor. Dilipak, Nuşirevan hikayesini de yine okurlarıyla paylaşarak yazısına şöyle devam etti:

“Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan gidin, dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız, dedi. Hz. Sad, anlatmaya devam ediyor: Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm.

Halk toplanmış seyrediyordu. Sordum kim bunlar ve suçları ne, diye. Dediler ki, bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir. Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.

Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikâyetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük. İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine ‘Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim’ sözüyle bana bunu hatırlatıyor. ‘Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim’ diyor. ‘Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan’ın öz oğlunun gözyaşına bakmadığı gibi”. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir