Alevi-Bektaşı Ayrımı Kısaca
Alevilik (Anadolu’da): Anadolu Aleviligi, sadece Batinîlik’in devamı degildir. Yesevi, Kalenderi, Hayderi gibi Türk tarikatlarinin, Hurufilik in, vücudiyye ve dehriyye kuramlarının karıştığı ve bazı Türk görenek ve geleneğinin ve halk şiirinin yaşadığı bir dünyadır. Onda «tenasuh», «hulûl», «ibaha» ve bir nevi «istirâk» ilkeleriyle birlikte Türk şölenlerini andıran âyinler de görülür. XIII. yüzyılda Anadolu’nun fikir hayatında Orta Asya’dan ve Horasan’dan göçen bilgin ve mutasavviflarin derin etkileri olmuştur. Bu arada Harezm’li göçmenler, köylere varıncaya kadar Anadolu’nun dini havasının değişmesine yol açmışlardır. Anadolu Aleviliği önce Sarr Saltuk, sonra Otman Baba ile Rumeli’ye, Balkanlar’a doğru kol atarken Timurlular’dan kaçip Anadolu’ya gelen Huruftler de bunlarin arasina ka-rismistir. Bu arada Seyitgazi dolaylarında yerlesen Baba Suca, büyük bir nüfuz kazanmıştır. Erdebilli «Seyh Safiy» in torunları yeni bir atılım ile sonraları Kızılbaşlık adını alan Alevilik’e hız verilmiştir. Sah İsmail’in «Sah Hatayî» takma adıyla yazdığı nefesler ve Anadolu’ya gönderdiği «dai»lerle yaptığı gizli propaganda Anadolu Alevileri’ni sarmış, bu etki altında bir kısım Türkmen oymakları İran’a göçmüş, bir kisim Alevi Türkmenleri de Iran’dan Anadolu’ya gelmiştir. İran yaylasından Kafkaslar’a ve Rumeli’ye kadar yer yer yayılmış bulunan Aleviler’in esas inanışları birdir.
Bunlar Pir Sultan, Seyh Samut, Seyh Çoban, Aju içen (Karadonlu Can Baba), Garip Musa, Seyh Bircan gibi bir kısmının tarihi kimlikleri dahi bilinmeyen fakat kendilerince Seyit yani Muhammed soyundan olduklarına inanılan dedelere uymuşlar, kendi terimlerince bu ocakların «istek-li»leri olmuşlardır. Her köy, bir ocağın isteklisidir. Bu ocak-larn içinden bir kısmı da bir kısmının isteklisidir ki, bu bakımdan bağlı olduğu ocağın baglandığı ocak, Aleviye göre pir, isteklisi olduğu ocaksa mürşit ocağıdır. Köylü ve göçebe Aleviler arasında bu ocaklara ayrılış bir gelenektir. Fakat bu bölümün ne vakit yapildigi hakkinda kesin bir bilgi yoktur. Aleviler yalniz bu ocakları tanırlar. Onlarca Haci Bektas’in genel bir pir sıfatı yoktur. O da bir seyittir ve ocakzadedir. Bu bakımdan Bektasîler’le aralarında ayrılık vardir. Bektaşîler, onları meydanlarına almadıkları gibi, onlar da Bektasîler’i ayin-i cem’lerine almazlar. Hattâ Bektasi babalarına «mezar tasi» derler. Bektaşiler de Aleviler’e «sofu, sofu süregi» adlarını verirler. Bektasî-lik diger tarikatler gibi bir tarikat olup, bu yola, sonradan girilir. Halbuki Alevilik âdeta bir mezheptir ve babadan oğula sürer gider. Alevîler’le Bektagiler arasında böyle bir ayrılık bulunduğu halde, yine de Bektaşi babaları zaman zaman Alevi köylerine gidip kendilerine, yahut Hacı Bektaş tekkesindeki «karakazan» adina «hakkullah» toplarlar.
Alevîler kendi aralarında dahi «yol bir, sürek bin bir» diyerek birçok kollara ayrıldıklarını söylerlerse de bu, her halde Abdallar, Kalenderiler, Semsiler, Edhemiler gibi çeşitli Alevi-Batini tarikatların kaynaştığı devirlerden kalma bir söz olmalıdır. Yahut da ocak zadelerin bazılarıniı, Alevi ayîn-i cemlerinde ufak tefek degisiklikler yapmalarından meydana gelme bir sözdür. Alevîler’de müsahiplik esastir. Yani erginlik çağına gelen her Alevi genci, yaşdaşı bir gençle müsahip olur, birlikte yola girer. Bu iki müsahibin evli olmaları şarttır. Karıları da onlarla birlikte Alevilik’e «ikrar» verirler. Aleviler’de, Anadolu’da melhem ağacı da denen kayın ağacı kutsaldır. Bu ağaçtan her dedede bir dal bulunur.
Bu sopaya «erkân, tarik, evliya» derler. Alevîler’de tarikatin esaslarını gösteren ve kendilerince «buyruk» denen ve Seyh Safi ile oğlu Musa Sadret-tin’in konuşmalarından meydana gelmiş bulunan bir kitap vardir ki, bunun kimin tarafından ve ne vakit yazılmış olduğu belli degildir.
Hepsi de Ali’yi tanrı bilirler ve on iki İmam’in, Ali sırrına sahip olduğuna, Mirac’in, görülme ve müsahip kavline girmeden ibaret bulunduğuna inanırlar. Ayîn-i cem-ler’de kadınlar, erkeklerin arkasında otururlar. İçki, genel degildir. Yalnız görülme başlamadan dede ile bazı kemal-liler, yani yaşlı ve sakallılar içebilirler. Dini emirleri, «yezit» dedikleri Sünniler’le «zahir» saydıkları Şiiler’e ait bilen ve asıl müslüman olarak kendilerini sayan Aleviler’de ahlâk, Bektasîler’de olduğu gibi «el, dil, bel» sağlamlığına dayanır. Muharremde on iki gün, bir de kis ortasında Hızır Peygamber adına üs gün oruçlar vardir. Görülme zamani, iş mevsimi olan bahara kadar sürer ve baharda dedeler, köylerine giderler. Hattâ bu yüzden aralarında «çiydem bitti, dede yitti» sözü bir ata sözü olarak kullanılır.
Kaynak: Milli Eğitim Bakanlığı, İnönü Ansiklopedisi, 1948, Alevi, s.47-48.
