Ali Şeriati Kimdir?

Zenci Bilal’in kalbinin fethi; Endülüs kıyılarının fethiyle yan yana düşünülemeyecek kadar büyüktür’ 

Her şeyin ilk başında ‘sizi rahatsız etmeye geldim’  diyen ve zamanında kimsenin söylemeye cesaret edemediği bir çok mevzuyu açıkça dile getiren, İranlı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazar; özellikle din sosyolojisi ve çağdaş İslam düşüncesi üzenine eserleri mevcuttur. Düşünce  ve iddialarını ortaya koymadan önce hayatını ele alalım.

      

 Kuran’ın ilk emri Oku, ‘işit’ değil

Hayatı

Şeriati, 23 Kasım 1933’te Horosan’a bağlı Sebzivar’ın Mezinan köyünde dünyaya geldi. Babası son derece  milliyetςi bir öğretmen olan Muhammed Taki’dir. 1950’de Meşhed’deki Öğretmen Kolejine girdi. 1952’de Meşhed’in yakınlarındaki Ahmedabad Köyünde öğretmenliğe hayatına  başladı. 1955 yılında Mekteb-i Vasıta’yı kaleme aldı. Ayrıca Ebu Zer-i Ğıffarî isimli kitabı Farsçaya tercüme etti. 1960’ta Doktora için Fransa‘ya gitti. Sorbon‘da Din Sosyolojisi ve Dinler Tarihi doktorasını yaptı. Fransa‘da kaldığı yıllarda G. GorviçJ.P. SartreCamusSchwartzJ. Berque ve Louis Masignon‘dan etkilendi. Yine bu yıllarda  Cezayir kurtuluş hareketi ile yakından ilgilenmeye başladı. 1962’de doktorasını tamamladı ve İran‘a döndü. Ancak hava alanında tutuklandı. Birkaç ay tutuklu kaldıktan sonra salıverildi ve ardından Meşhed Üniversitesi‘nde ders vermeye başladı. 1965 yılında Meşhed Üniversitesine girdi. Bu dönemdeki faaliyetleri dolayısıyla Şah yönetiminin şimşeklerini yine üzerine çekti ve arananlar listesinde yer aldı ve direniş hareketlerinde aktif rol aldıkları için babasıyla birlikte tutuklandı. 6 ay tutuklu kaldı.

                                             

‘Düşünme, itaat et diyenlere değil; düşün, sor, sorgula diyenlere kulak ver’

1971 yılında ders içerisinde kullanım dile empoze etmek isteği düşünce sunum ve içeriklerin kötü olması gerekçesi ile görevine son verildi. 1973 yılında ikinci kez ceza evine girdi. 1975 yılında ise  şartı olarak serbest bırakıldı. Hapse girip çıkması onun için olumsuz sonuçlar vermiş ve hiç bir konferans ve toplantıya katılamaz hale gelmişti. Yazılarına da ara vermesi ve yayınlamasına müsade etmemeleri onu yıldırmadı az da olsa görüşlerini dile getirmeyi sürdürdü. Bütün bu çabalarına rağmen bulunduğu ortam onun ve ailesinin rahat bir şekilde yaşamasına olanak sağlamamıştı. Bütün bunların neticesinde 1977’de yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Fakat bütün olumsuzluklar burada da peşini bırakmadı, yine aynı yıl içerisinde evinde ölü olarak bulundu. Ölümü hakkında da pek çok şüphe bulunmaktadır. Sevenleri onun SAVAK tarafından suikast  ile öldürüldüğünü söylemektedirler. Bugün İran’da ‘’Şehit Doktor’’ diye anılan Ali Şeriati, Peygamber Efendimizin torunu Zeynep’in kabrinin yanına defnedilmiştir.

  Düşünceleri 

‘”Hayat iman ve cihattır sözleriyle dünyaya bakış açısını anlatan Şeriati, gençliğin dünyasına ulaşarak onu biçimlendirmenin yollarını keşfeder.

Şuan Türkiye genelinde Şeriati hakkında çok uç noktalarda yorumlar vardır. Kimisi çok fazla ifrat etmiş kimi de tefrit noktasına getirmiştir. Çok fazla övenler onu en büyük idol  haline getirip kusursuz insan profiline çekmişler. Yargılayanlar ise ‘ dinden çıkmıştır, kafirdir’ diyerek çok fazla yermişlerdir. Marksist düşüncenin savunucusu olarak da adlandırılanlar vardır.

İlk önce onun haklı ve büyük bir Mücahid olduğunu savunanlara bakalım. Onlara göre Şeriati;

  • Ümmetin sorunu dıştan gelen sorunlar değil aslında en içten gelen sorunlar yani en büyük sorunun kendi ifadesi ile ”Dine Karşı Din” olduğunu söylemiş. Ve mücadelesini bu yönde sürdürmüştür.
  • Cemil Meriç Şeriati’yi ”Göller Bölgesinde Bir Ada” olarak tanımlıyor.
  • Her zaman sorgulamış ve verilen bilgilere bağnazca bağlı kalmamıştır.
  • Şii dünyasında ona Sünni denmiş Sünni dünyası da Şii demiştir fakat o ”Ben Allah’ın dinindenim ” diyerek bu iddiaları reddetmiştir.
  • İktidarlara yaranmak için uğraşmadı, hakkı ve hakikati savundu.
  • Vahyin dilini tüm insanlara ve insanlığa yayarak. Tevhid inancını savunarak mücadelesini sürdürmüştür.

Bu düşüncelerin ışığında ‘bunlar herkesin kabul ettiği şeyler’ diyeblilirsiniz. Fakat Şeriati bu söylemlerini o zamanın dünyasına göre haykırmış ve aslında çok da kolay olmayan bu söylemlerini icraate  geçirmek için çabalamıştır fakat bunları söylerken kullandığı  dil çoğu zaman dikkat çekmiş ve  çoğu kişinin tepkisini toplamıştır. Şii bir toplumda yetişmiş olması onun Sünnilikten uzak kaldığının açıkça delilidir.

Bazı kavramlarının ise açıklamak henüz mümkün gözükmüyor. Sahabe ile alakalı söylenilen sözler çoğu zaman insanların aklını karıştıran mevzular olarak kalmakta.

Bunlardan bir kaç örnek verecek olursak;

Resulüllah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)’in hastalığı anında sefere çıkmak üzere olan Üsâme ordusundan bahsederken şöyle diyor:“Ebûbekir ile Ömer sıradan asker idi. Bu mesele onların ağrına gidip, açıkça Üsame’nin komutanlığına itirazda bulundular.”

“Acaba Muhammed, ….Ali’yi kollamayacak mıdır? …sükutuyla …o acımasız tarihin eliyle paymal etmiyecek midir?”

“…nitekim öyle de oldu. Onu tarihte en kötü adam olarak tanıttılar.”

 

Allah için yaptığı benzetmeler. Peygamber için kullandığı kelimeler çokça tepki çekmiştir.

Bunun neticesinde, Şeriati için ‘ Ona kafir demeyen de kafirdir’ diyerek olayı daha farklı cephelere çeken hocalarda mevcuttur. Fakat bunu yine her insanın vicdanı ölçecektir.

      ‘Şimdiki köleler taksitle yaşayıp borçlu ölüyor.’
   ‘Tribünden gelen sesler süren savaşlardaki mazlumun sesini kısıyorsa futbol afyondur!’

 Ali Şeriati’ye duyulan sevgi için eşi Puran Şeriati söyle söylüyor;

Özellikle İranlı gençler onu çok seviyor ve okuyorlar. Sadece İranlı gençler değil; dünyanın dört bir yanındaki genç insanlar ona büyük bir sevgiyle bağlılar. Ali Şeriati İran halkının aydınlık, düşünen, dinamik yüzüdür. Eşimin eserleri 30’dan fazla dile çevrildi. Ali Şeriati’nin eserleri ve fikirleri ile ilgili bir çok üniversitede akademik çalışmalar yapıldı. Bu her yazara nasip olmayacak bir ilgidir.

Ve ekliyor;

Ali Şeriati’nin amacı İran’da bir devrim gerçekleştirmek değildi. Şeriati, İran toplumunun şuurlu bir hale gelmesini, İran’da yönetimden önce düşünce alanında bir devrim gerçekleşmesini istiyordu. Şah’a karşı çıkmasının sebebi de Şah’ın insanların düşünmelerini, akletmelerini engellemesiydi. Eşim yönetimlerin değişmesini çok önemsemiyordu. Onun için daha önemli olan toplumun değişmesiydi. Ali Şeriati, toplum bilinçlenmeden gerçekleşecek bir devrimin sonunu iyi görmüyordu. Onun bu öngörüsü de doğru çıktı.

‘Camide olup ayakkabılarımı düşünmektense, yolda yürüyüp Allah’ı düşünmeyi tercih ederim.’

Eserleri 

 -Dine Karşı Din

-İnsanın Dört Zindanı
-Hacc
-Bir Kere Daha Ebu Zer
-Medeniyet ve Modernizm
-Muhammed Kimdir
-Sanat
-Öze Dönüş
-Toplumbilim Üzerine
-Yalnızlık Sözleri 1-2
-İslamı Anlamak

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir