Biz Türkler Batılı Mı Yoksa Doğulu Muyuz ?

Dağlarının batıdan doğuya yüksekliğinin arttığı, dört mevsimin de belirgin olarak yaşandığı bir ülke olmaktan ziyade her tür tezatın örneğine rastladığımız, oldukça beklenmedik olayların tezahür edebildiği farklılıklar ülkesidir Türkiye.

Ne tam bir Avrupa Devleti ne de tam bir Ortadoğu Devleti olan Türkiye iki kültürel köprünün arasında sıkışmış geldiği yere dönmek istemez, gitmek istediği yere gitme yeteneğini henüz kendinde bulamamıştır.
Doğudan gelen Türkler zamanla Ortadoğu coğrafyasına ve zamanla Anadolu diye adını koyduğumuz topraklara yerleşmeye başlarlar. Bu toprakların mesken tutuluşu Pasinler ve Malazgirt Savaşı ile başlar Miryakefalon Savaşı ile kesinlik kazanır. Anayurduna yerleşen Türkler bir Doğulu devletti. Yedikleriyle, içtikleriyle, giydikleriyle, örf ve adetlerine bakacak olursanız Türkler tamamiyle Doğulu unsurlar barındırıyordu.
Fakat yaklaşık 6-7 yüzyıl sonra kurulan Türkiye’de yapılan inkılaplar ve çağdaşlaşma faaliyetleri ülkede Batılı mıyız yoksa Doğulu mu sorunsalını doğurdu. Daha doğrusu bu sorunsal Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında da bir tartışma konusu olmuştu. Osmanlı aydınlarının faaliyetleri Osmanlı’nın bir Avrupai devlet olması yönündeydi fakat halk nazarında ülkenin doğulu bir devlet olmasında herhangi bir sakınca yoktu. Hatta Tanzimat Edebiyatı’nın en önemli tartışma konularından biri olan yanlış batılılaşmayı nerdeyse tüm yazarlar ve şairler eserlerinde işlemişlerdir. Örneğin Recaizade Mahmut Ekrem Batı’nın tamamen yadsınamayacağını düşünürken Muallim Naci Doğunun terk edilemeyeceğini savunuyordu. Zemzeme ve Demdeme iki yazarın çetin çatışmalarını kültürel bir tabanda temellendirdikleri iki kitaptır. Hatta ikisinin arasındaki tartışma “abes-muktebes tartışması olarak da geçer.

Muallim Naci
Recaizade Mahmut Ekrem

Gerçi Kırım Savaşı sonrasında imzalanan Paris Antlaşması‘na göre Osmanlı Devleti bir Avrupa devleti sayılacaktı. Bunun kağıt üzerinde bir madde olduğu daha sonra imzalanan Berlin Antlaşması‘nda ortaya çıkacak ve Avrupalılar bir Avrupa devleti olarak kabul ettiği Osmanlı’nın içişlerine karışarak onun karşısında duracaklardı. Özellikle yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti bu tartışmaların tam merkezine konumlandırıldı ve bu yeni kurulan devletin nasıl bir devlet olacağı kararlaştırılmaya başlandı. Batıcılık akımı etkisiyle Osmanlı’nın yapamadığını yapmak isteniyordu. Batının sadece bilgisel birikimini almak. Fakat tahmin edeceğiniz üzere bu pek de mümkün olmayacaktı.

 

 

Batıcılık akımının etkisiyle Türkiye’den eğitim için Avrupa’ya pek çok öğrenci gönderildi fakat bu öğrencilerin neredeyse çoğu sanat ve felsefe gibi daha çok düşünsel alanlarda eğitim görmüş olarak geri döndü. Bilimsel ve teknik açıdan giden öğrenci sayısı ise oldukça az olduğundan istenilen başarı elde edilemedi. Daha sonra uygulanan diğer programlar ve teşviklerin takibi ve disiplini sağlanamadığı için Türkiye aslında kuruluşunun ilk yıllarında devlet desteği dışında bireysel olarak neredeyse Avrupa’dan (Batıdan) hiçbir yarar görmemişti.

Bu temelleri yanlış atılan sistem üstüne devamı pek de sağlam olmayan uygulamalara bıraktı. Türk eğitim sistemi şimdiki gibi o zamanlarda da kusursuz işlemiyor ve hatalar veriyordu. Eksiklikleri kapatmak maksadıyla Köy Enstitüleri kuruldu. Daha sonra bu kurum da işlevini kaybetti ve buna benzer kurumlar günümüze kadar nerdeyse hiç açılmadı.
Türkiye’de uygulanmak istenen ve uygulanan hep farklı ve tamamen birbirinden bağımsız bir şekilde gerçekleşmiştir. İstenilen ile elde olan arasında çoğu zaman uçurumlar görürüz. Avrupai tarzı eğitim deriz ama elimizde yine geleneksel eğitim modellerinin dışında herhangi bir alternatif kalmamıştır. Hep medcezirlerle dolu Türk toplum yapısı aslında ne tam o taraf olabiliyor ne de tam olarak bu tarafta kalmayı başarabiliyor. Tam anlamıyla Türkiye: Araf’lar ülkesidir.
Ne içindeyim hayatın Ne de büsbütün dışında dediği gibi şairin ne içindeyiz Avrupa’nın ne de büsbütün Doğunun dışındayız. Görünüşümüz Avrupalı ama yaşantımız Doğulu. Konuşmamız, yediklerimiz, davranışlarımız, tepkilerimiz, düşüncelerimiz tamamen Doğu kültürüne ait. Ne yaparsak yapalım ne tam Avrupalı olacağız ne de tam bir Doğulu ama her zaman Doğulu olmak ağır basacak. Doğuya ait olmak, geçmişin Doğudan geldiğini bilmek insana hep Doğunun Batıdan bir adım daha önde olduğu hissini verecektir. Tabi eğer kendinizi Türk hissediyorsanız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir