Çocuk Düşlerimiz Yok Artık!

Çocuk düşlerimiz yok artık. Hiçbirimiz o çocuksu hayallerimiz kadar safi değiliz. Boz bulanık, kendi kuyruğunu kovalayan bir dünya, biz her doğum günümüzü kutladığımızda biraz daha katmerleşerek geliyor önümüze. Ve biz biraz daha büyüdükçe adam olmuyoruz. Uyuyunca da büyümüyormuşuz üstelik. Bize bu yalanları söyleyenler iyi avundurmuşlar zamanında.

Çocuk düşlerimiz yok artık. Herkesin derdi var. Herkesin birbirinden farklı dertleri, sıkıntıları var. Ev kirasını, çocuklarının düğününü, sevgilisine hediye almayı düşünen kocaman bir ordu var önümüzde.

Kimse artık kafayı koyduğu gibi uykuya dalmıyor; evvela gün içerisindekileri düşünüyor daha sonra ise olması gerekenleri.

Pesimist bir bakış açısıyla herkesin çocukluğuna özlem duyması, özleyecek tek yerin çocukluk dönemi olmasında gizli. İnsan başka bir evresini özleyemiyor çünkü. Örneğin mutsuz insanlar, çocuklularını özlerler; mutlu insanlar ise en mutlu olduğu dönemleri. Örneğin mutlu insanlar lise yıllarını, üniversite çağlarına özlem duyarlar.

Mutsuz insanlar ise en masum oldukları döneme, çocukluk dönemine gitmeyi isterler. Çocuk olmayı, çocuk gülmeyi ve çocuk düşünmeyi isterler. Çocuk olsak keşkeleri vardır hep. Neden çocuk cevabını vermiştik. Mutsuz insanlar, çocuk düşlerini dış dünya ile kendileri arasındaki bir yere koyarlar. Çocuk düşler zararları engeller. Hücre duvarı gibi, zararlılar giremez. Ve dış dünya bu duvardan geçenlerle yorumlanmak istenir. Peki bu mümkün mü? Elbette ki hayır. İnsan bir kere büyüdü mü bir daha küçülemiyor. Sadece bir dönem hariç: Yaşlılık, o da fiziken.

Çocuk düşlerimizi bir kenera bırakmak gerekir. Üçüncü sınıf edebiyat dergilerinin neredeyse her sayfasında yer alan çocuk ve düş edebiyatı artık yeterince saman tadı vermeye başladı. Biz, başımıza gelen durumları şevkle ve zevke mi istiyoruz? Hayır. Çocuk düşlerimiz, çocuk düşlerimiz olarak kalsınlar. O düşlere de çamur sürmeyelim. Yeterince bulanık olan manzaramız iyice bulanıyor.