Çocuklarda Besin Alerjisinin Sebepleri Neler? Alerji Nasıl Önlenir?

Ortaya çıkmasında genetik faktörlerin büyük önem taşıdığı besin alerjileri hem çocukları hem de aileleri etkiliyor. Çoğu zaman birkaç yıl içinde ortadan kaybolabilen bu rahatsızlığın tedavisindeki en kritik nokta ise uzmanlar tarafından önerilen beslenme biçimine harfiyen uymak oluyor.

Çocukların gelişiminde beslenme büyük önem taşıyor. Mevsimindeki taze meyve ve sebzeler başta olmak üzere her gruptan besinlerin dengeli olarak tüketilmesi gerekiyor. Ancak bazen çocuklarda birtakım besinlere karşı intolerans gelişiyor. Genellikle protein yapısındaki bir besinin alınmasından dakikalar, saatler hatta günler sonta ortaya çıkan reaksiyon, besin alerjisi olarak tanımlanıyor. Bazen basit bir kaşıntı, bazen de “anafilaksi” adı verilen şiddetli ve yaşamı tehdit eden tablolara varabilen sonuçlarla karşılaşılabiliyor. Besin alerjisinin oluşması için kişide alerjiye genel bir yatkınlık bulunması gerektiğini belirten Acıbadem International Hastenesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Bu durum ‘atopi’ olarak tanımlanıyor. Atopik kişi, alerji yapma olasılığı bulunan bir besinle karşılaşınca ona karşı yavaş yavaş duyarlılık geliştiriyor. Duyarlı hale geldikten sonra da söz konusu besinle tekrar karşılaşınca alerji belirtileri ortaya çıkıyor. Örneğin fıstığa duyarlı olan kişide kaşıntı, kızarıklık, dilde ve dudaklarda şişme ile nefes darlığı görülebiliyor” diyor.

Çapraz Reaksiyon Görülebiliyor

Besin alerjileri mevsimlere göre değişiklik gösterebiliyor. Bunun ilk nedeni, birtakım besinlerin bazı mevsimlerde daha çok tüketilmesi. Örneğin; çileğe alerjisi olan bir çocuğun ilkbahar sonu ile yaz başında veya portakala alerjisi olan bir çocuğun kışın daha çok alerjik reaksiyon göstermesi gibi. İkinci neden ise “Besin-Polen Sendromu” adı verilen tablo. Prof. Dr. Çetinkaya, burada besine alerjisi olan çocuğun bazı polenlerle karşılaşınca alerjisinin artmasının mümkün olduğunu belirterek, şu bilgilere yer veriyor: “Bu tablo daha çok ilkbahar ve yaz aylarında görülüyor. Örneğin, kavuna alerjisi olan bir çocuğun çayır ve tahıl polenleriyle karşılaşınca belirtileri artıyor.”

Besin alerjilerinin tedavisinde temel prensip, ilgili besinin ve onunla çapraz reaksiyon veren bütün gıdaların beslenme düzeninden çıkarılması. Bu bağlamda inek sütüne alerjisi olan bir çocuğun tüm süt ve süt ürünlerinden uzak durması gerekiyor. Eğer çocukta çapraz reaksiyon varsa keçi sütü ve sığır eti benzeri besinler de tüketmemesi önem taşıyor. Söz konusu grupta yer alan çocuklarda besin eksikliğinin ortaya çıkmaması için mutlaka diğer gıdalarla takviye yapılması gerekiyor. Dolayısıyla süt alerjisi olan çocuklara kalsiyum takviyesi yapılması önem taşıyor. Bazen bu alerjik reaksiyonlar uzun yıllar sürebiliyor. Örneğin balık veya fıstık alerjisinin 10 yıldan fazla, bazen de ömür boyu sürdüğü biliniyor.

Farklı Hastalıklara da Yol Açabiliyor

Bu konuda karşılaşılan bir başka önemli sorun da besin alerjisiyle beraber veya onu izleyerek diğer alerjik hastalıkların da ortaya çıkması. Yumurta alerjisine bağlı olarak astım tablosunun gelişmesi sık rastlanan bir durum olduğundan mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Çetinkaya, “Anafilaksi tablosu olduğunda acil tedavinin yanında, gerektiğinde ailelerin kullanması için hazır adrenalin enjektörleri de verilebiliyor. İlaç tedavisi olarak antihistaminik, kortikosteroid ve benzeri ilaçlar da sıklıkla kullanılıyor” diye bilgi veriyor.

Alerji Zaman İçerisinde Kaybolabiliyor

Besin alerjilerinin çoğunda, balık ve fıstık gibi istisnalar olsa da birkaç yıl içinde alerjen gıdalara tolerans gelişebiliyor. Örneğin, süt ve yumurta alerjilerinde hastaların çoğunda üç-beş yıl içinde duyarlılık kaybolabiliyor. Ancak çok az vakada alerjinin 5-10 yıl sürdüğü görülebiliyor. Bunu belirleyen en önemli nokta, hastanın genetik durumu oluyor. Bir başka nokta da çocuğun diyete uyumu. Bunun aksatılması halinde alerjik reaksiyon sorunun uzun yıllar süreceğinin unutulmaması gerekiyor. Bu rahatsızlığın temelinde, genetik yatkınlık gibi değiştirilemez bir faktör büyük önem taşıyor. Ancak besinlerin ve çevrenin bu genetik yatkınlığın ortaya çıkmasında çok büyük etkisi oluyor. Besin alerjisinin önlenmesinde veya geç ortaya çıkmasında anne sütünün çok önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çetinkaya, şöyle devam ediyor: “Mümkünse, bebeklere en az ilk altı ay yalnızca anne sütü verilmesi gerekiyor. Sonrasında mevsimine uygun, hormon veya kimyasal koruyucular içermeyen besinlere geçilebiliyor. Verilecek besinlerin olabildiğince yaşanan çevreden, alışık olunan besinlerden seçilmesine özen gösterilmesi de önem taşıyor.

“Ebeveynlerin paketli gıda alırken etiketlerini dikkatli okuması, dışarıda yemek yerken emin olmadığı hiçbir besini çocuğuna vermemesi gerekiyor”

Çocuklarda besin alerjileriyle ortaya çıkan belirtiler, farklı sistemlerde görülebiliyor. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bu belirtileri şöyle sıralıyor:

Deri: Kızarıklık, kaşıntı, şişme ve egzama
Solunum Sistemi: Nefes darlığı, hırıltı, öksürük.
Kalp-Damar Sistemi: Nabız sayısında artma veya azalma, çarpıntı hissi, kan basıncında düşme.
Sindirim Sistemi: Bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, dışkıda kan ya da bol ve pis kokulu sümük olması.

Çok Önemli !!!

Çocuklarda besin alerjisine yol açan gıdaların başında süt ve süt ürünleri, yumurta, tahıllar, baklagiller, balık ve diğer deniz ürünleri, kabuklu yağlı besinler (fıstık, ceviz, susam, fındık, badem vb.) kivi, muz, çilek ile turunçgiller geliyor.

 

Kaynak: Acıbadem Hayat, 2017/1 s.16