Osmanlı Ekonomisinin İflas Süreçleri: Ramazan Kararnamesi, Muharrem Kararnamesi ve Duyun-u Umumiye

Osmanlı ekonomisi, 19. yüzyıla gelindiğinde iflas bayrağını çeken birbiri ardına gelişmelere sahne oldu. İlk önce Ramazan Kararnamesi, onu izleyen süreçte Muharrem Kararnamesi ve Duyun-u Umumiye’nin kurulması, Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik anlamda çöküşünü belgeleyen gelişmelerdi. Osmanlı ekonomisinin çöküş sürecine gelin yakından bakalım.

Osmanlı Devleti, Kırım Savaşı’ndan (1853-1856) sonra ilk kez borçlanmaya başlamıştır. İlk dış borcunu İngiltere’den yine Kırım Savaşı için Abdülmecid döneminde alan Osmanlı Devleti, ilerleyen süreçlerde yine dış borçlar alacaktı.

Ancak bu kaynakların verimli şekilde değerlendirilememesinden dolayı borçların vadesi gelince ödeme sıkıntısı çekilmiş, zamanla da anapara ve faizler ödenemez hale gelmiştir. Bunun neticesinde ise 30 Ekim 1875 tarihinde Ramazan Kararnamesi ile maliyenin iflası ve borçların ödenmesi ile ilgili bir plan ilan edilmiştir. Nisan 1876 tarihiden sonra ise borç geri ödemeleri süresiz olarak durdurulmuştur.

Osmanlı ekonomisi, 1876 ile 1881 yılları arasında borçların ödenmesi ile ilgili mali düzenlemeler yapamamasından dolayı, alacaklı devletlerin ve Osmanlı Devleti’ne kredi sağlayan bankerlerin baskı ve lobileri sonucunda çeşitli uzlaşmalar yapılmış ve alacaklılar, anaparada önemli ölçüde indirim sağlanması konusunda mutabakata varmışlardır. Söz konusu uzlaşmanın sağlanmasının ardından 20 Aralık 1881’de Muharrem Kararnamesi ile borçların ödenmesi için devletin mali faaliyetlerinin yönetimini yabancıların kontrolüne verilmesi karar kılınmıştır.

Kararnameye bağlı olarak Duyun-u Umumiye Teşkilatı (Genel Borçlar İdaresi) kurulmuş ve böylece Osmanlı Devleti’nin yer altı ve yer üstü kaynakları İngiliz, Fransız ve Alman şirket ve bankalarına bırakılmıştır.

Duyun-u Umumiye’nin Gelirleri Nelerdi?

1881’de Osmanlı ekonomisinin iflas bayrağını çektiğinin kanıtı olan Duyun-u Umumiye’nin temelde 5 farklı gelir kaynağı vardı. Bunlar;

1-) Reji gelirleri,
2-) Rumeli vergileri,
3-) Demiryolu gelirleri,
4-) Tuz, maden ve ispirto gelirleri ile
5-) Kabotaj gelirleridir.

Duyun-u Umimiye borçları, daha sonra Lozan’da çok tartışılan “Dış Borçlar” meselesinin özüdür. Kuruluş tarihinden sonra çeşitli yöntemlerle ödenmiştir. Örneğin Uşi Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi bölgesinin Duyun-u Umumiye’ye olan borçlarını İtalya üstlenmiştir.

İlerleyen süreçlerde Duyun-u Umumiye idaresi yeni kurulan Türk devletinin de başını ağrıtmaya devam etmiştir. 1930 ile 1933 yılları arasında, dünyayı kasıp kavuran ekonomik krizin bir sonucu olarak ithalatta ciddi bir daralma gözlenmiş ve Türk hükümeti, taksidini ödeyemeyeceğini anlamış ve Duyun-u Umumiye İdaresi’ni yeni bir anlaşmaya zorlamıştır.