Kol Saatleriyle Geçmişe Yolculuk

Bugün kırmızı komodinin üzerinde zaman öldüren kol saatlerim, epeyce eskimiş göründü gözüme. Başta kordonlarının yıpranmışlığı onları ele veriyordu. Bunu farkettiğimde, bugünler eskitmiş olduğumun bilincinin kıyısında buldum kendimi.

İki tane kol saatim vardı. Biri annemden hediye olmakla beraber yaklaşık beş yıldır benimleydi. Öteki ise bebeklik arkadaşımdan hediyeydi ve birlikteliğimiz biraz daha eskiye dayanıyordu. İkisinin de kordonu siyahtı. Tam da sevdiğim gibi, sade bir görünüşe sahiptiler. Ve hayat yolculuğumda hep yanımda olan bu iki güzel insanı anımsatıyorlardı bana. Saatleri uzun yıllar kullanmak elbette pillerini birkaç kez değiştirmekle mümkün oldu. Bu sayede bir çok âna birlikte şahitlik ettik. Bazen zamanın geçmesini çok isteyerek, bazen de zaman hiç geçmesin dileyerek çevirdim gözlerimi akrep ve yelkovana. “Teneffüse kaç dakika kaldı?” sorusunun yöneltildiği kişi olduğum anlar, zamanın bir an önce geçmesini istediklerimdendi. Sevilen bir dostla sohbet etmek ise saate isteksizce bakmaya en büyük sebeplerdendi. Daha önce bir kenara, “İnsan senin yanındayken, en azından saatinin pilini çıkartmalı.” diye karalamıştım. Bu sözü, bazı dostlarıma armağan etmem gerektiğini şimdi daha iyi ayrımsıyorum.

Eskiyen kol saatlerimin beni çıkardığı bu yolculukta, çok daha eskilere de gitmiş bulundum. Şimdi aramızda olmayan bir saatimi hatırladım. Henüz ilkokul çağlarımdayken, babamdan üzerinde “Powerpuff Girls” çizgi film karakterlerinin olduğu bir kol saati istemiştim. Babam bu isteğimi kabul edince heyecanla beklemeye koyuldum. İşten geç geldiği bir akşam babam, istediğim çizgi film karakterlerinin olduğu bir saat bulamadığını bunun yerine arılı bir saat aldığını söylemişti. İçten içe bir burukluk yaşasam da babamı üzmemek için; “Olsun baba arı da güzel.” demiştim. Ardından saati görmemle sevinçten havalara uçmam bir oldu. Çünkü bu, istediğim çizgi film karakterlerinin olduğu saatti. Babam bana şaka yapmış da değildi. Sadece saatin üzerindeki çizgi film karakterlerini, arı sanmıştı. Bu “arılı saat” benim ilk kol saatimdi ve beni hem çok güldüren, hem de çok mutlu eden bir anıyla hafızama kazındı.

Fikrimce kendi saat yolculuğuna çıkanların bir kısmı, eski Casio saatleriyle kaşılaşacaklardır. Casioların televizyon kanallarını değiştirmeye kadar varan maharetleri dillere destandır, bilirsiniz. Hele sağlamlıkları… Ben o dönemki zevklerim itibariyle (yukarıda bahsi geçen arılı saatten de anlayacağınız üzere) böyle bir saat tercih etmemiştim. Yine de bir dönemin fenomeni Casioları zikretmemek olmazdı.

(Görenlerini Ağlatan Görsel)

Kol saatlerimin benim için kıymeti malum. Fakat sadece hediye oluşlarından ötürü değildir kıymet vermem. Zamanın benden neler aldığını ve nelerin zamanımı benden aldığını en yakından onlar görür. Bu yüzden de onlarla aramda bir bağ hissederim hep. Saatlerimin eskimişliği, anlar eskittiğimi hikayeleştirerek gözlerimin önüne seriyor. Eskinin güzelliği burada değil midir zaten?
Tam da bu esnada zihnime süzülen “Leyla The Band-Zaman” şarkısından iki dizeyle yazımı sonlardırıyorum;
Ey zaman bilmez misin ettiklerini?
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin ne ben
.”

illegalHafiz

bir takım tanıklıklar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir