Neden Bireysel Bir Yaşamı Seçmeliyiz?

Bireysellik ve tek başına hareket etme, çoğu zaman sürüden ayrılanı kurt kapar atasözünde olduğu gibi, toplum tarafından tasvip edilmeyen bir davranış olarak görülmekte ve değerlendirilmektedir. Oysa gruba uyma, grup içerisindeki zayıf halkaların da bir şekilde yaşamına devam etmesi, başkalarının sırtından kendine pay biçmesi anlamına geliyordu. Etik çerçeveyi göz önünde bulundurarak baktığımız zaman bireyselliğin değil gruba uymanın etik olmadığını söyleyebiliriz. Grup olmadan yapamam, yanımda şu veya bu olmadan olmaz diyenler için birkaç önerim olacak;

Tek başınıza yaşamaya alışın; kendiniz yemek yapmaya çalışın, yaşamınızı kendiniz devam ettirmeye gayret edin.

Parazitten uzaklaşın; başka insanların vücudunda var olmaktan, sürekli birilerine ihtiyaç duymaktan kurtulun.

Kendinizi bir kişinin varlığıyla özdeşleştirmeyin; kaybettiğinizde kasetin yeniden başa sarmasına müsade etmeyin. Kişiliklere bağlı kalmak, sistemden ve uzun ömürlülükten uzak olmak demektir.

Kendi başınıza kararlar alın; kararlar alırken sağınıza solunuza bakmayın. Örneğin ürkek bir orta saha oyuncusu olmayın, ne yaptığını, ne zaman ve nereye pas atacağını bilen cesur bir oyun kurucu olun.

Buna kimileri bireyselcilik ve daha ötesinde faydacılık (pragmatizm) diyecektir. Ve yine bazıları işi abartıp, bunun insanları yalnızlaştırdığını, mutsuzlaştırdığını ve toplumdan uzaklaştırdığını söyleyeceklerdir. Bir yerde değil, çoğu yerde haksız olduklarına, tek başınıza yaşamaya kendinizi alıştırdıktan sonra, şahit olacaksınız. Öte yandan bireyselcilik, insanlığın var olması için gerekli olan kolektif hareket etme yükümlülüğünden sıyrılmak şeklinde değerlendirilir ve bu çerçevede genel anlamda ‘kötü’ olarak lanse edilmiştir. Halbuki Tarım Devrimi öncesi insanların yaşam biçimlerine baktığımız zaman, kolektif hareket etmek, yaşamı devam ettirebilmek için hayati bir zorunluluktu. Oysa Sanayi Devrimi bu zorunluluğu ortadan kaldıran birçok yeniliği beraberinde getirmiştir. Bireyselliği dönemin koşulları altında değerlendirmek gerektiğinden, şu zamanda grup halinde ve kolektif hareket etmek eskiye atıfta bulunmak, eskiye dönmek demektir. O yüzden modern asrın insanları, kolektifliğin katı sınırlarını, bireyselliğin çağdaş çizgileriyle yıkacaktır.

Toplumdan uzaklaşmak, hepten ondan kopmak anlamına gelmiyordu. Toplumla iç içe yaşamak fakat karar anlarında, fikir aşamasında ve uygulamada bireysel olmak, başkalarını göz önünde bulundurup, uydu olarak işlev görerek fikir ve tavır değiştirmekten çok daha erdemli bir davranıştır.

Örneğin çoğunluğa ayak uydurmak; fikirlerin ve tavırların uçları yumuşak uçlu olup, sınırları kaybolan değerlerin varlığı ve varlıktan öte çokluğu anlamına da geliyordu. Bireysellik, aynı zamanda özgünlük ve farklılık demekti. Yalnız salt bireyselliğin istişareyi engellemediği bir toplum yapısı, ideal ve aynı zamanda yaşanılası bir ütopyadır. Ütopya, gerçek olması şu an için imkansız.