Bir Keşmekeş 30 A

500T’den sonra bana göre anlamı en yüksek otobüstür 30A. Beşiktaş-Mecidiyeköy-Şişli seferlerini üstlenen bu emektar otobüsümüz tabiri caizse en yakışıklı otobüslerin başında gelir. Zirvede elbette dediğim gibi 500T vardır. Zaten 30A efendi bir otobüstür, üstlerine saygısızlık etmez. Efendi gibi her 15 dakikada ya da her yarım saatte kalkar Beşiktaş meydandan. Yükünü her durakta daha fazla doldurarak son durağına doğru yol alır. Şöyle geniş bir çember çizerek tekrar sefere başladığı yere döner. 

Ahalisi pek bir hoştur. Ahalisi aslında tipiktir diyebiliriz ama farklıdır diğer otobüslerden ve onların ahalisinden. Bir kısım genç, bir kısım yetişkin ve bir tutam da yaşlı insanları barındırır. Bazen o kadar dolar ki Barbaros Bulvarı’nı deyim yerindeyse ıkına ıkına çıkar. Sırasıyla Barbaros Bulvarı, Ertuğrul Sitesi, Darphane, Balmumcu, Zincirlikuyu, Ali Sami Yen ve Mecidiyeköy’de durur, diğer kısımlarında işim olmadığından dolayı sayamadığım durakları için 30A’dan özür diliyorum. 

Eli öpülesi otobüstür. Gece seferlerinde 559C ile son otobüsü bekleyenler için umut kapısıdır. Otobüsleri ise genelde son model otobüslerdir. Hani meşhur pembe otobüsler varya işte onlardan. Sanırsam Temsa’nındı. 

Her tipten, her türden insana rastlayabilirsiniz; öğrenci, çalışan, işçi, terzi, plaza görevlisi, güvenlik sorumlusu artık ne varsa mevcuttur içinde. İstanbul’un iki büyük ilçesi arasında sefer yapması ile haliyle çok kullanılan bir otobüstür. Dolar, taşar, boşalır, tekrar dolar, yine boşalır bir türlü bitmez çilesi garibimin. Bazen köprü yolu ile Mecidiyeköy sapağı arasındaki 250 metrelik yolu bir saatte geçtiği olur. Hele sabahları o meşhur Mecidiyeköy trafiğinin hengamesi karşısında çileden çıkardınız. Otobüs öfkeyle kıpırdanır. Bir de otobüs kalabalık oldu mu şöför de fren bas-çek yaptıysa ki bilirsiniz bu halk otobüslerinin ortak özelliğidir öyle yumuşak fren sistemi yoktur, bastı mı frene uçarsınız koltuğunuzdan öyledir yani. Nerde kalmıştık evet işte o frene dokununca olanlar olur yaşlısı takma dişlerinin fırlamasına, laptop çantasını omuzlarında emanet gibi taşıyan plaza çalışanlarının yere düşürmesine, öğrencilerin sırtlarında bazen sinek gibi kaldığı bazen büyüklüğü kafa hizasını geçen çantalarının sağa sola yalpalamasına sebebiyet verir ve ardından boşluğa savrulan bir küfür; çoğu zaman arka taraflardan, gözlemci dedelerden gelir. Şöförden kısa bir özür, sonra bir daha yine özür. Artık şöför özür dilemekten vazgeçer; küfürlere tıkanır bir pamuk, aldırılmaz. 

Neyse bir telaş inersin, bir daha binmemekte yemin edersin bu sefer metrobüs hatırına gelir hemen bir r yaparsın. İyi dersin en azından iyi. Başka çaren mi var? Sonra kendini Beşiktaş meydanda, ilk durakta bulmuşsun: Abi kaç dakikaya kalkıyor?

-Hemen kalkıyoruz, iki dakkaya.

Hrrrr hırrrrrr,