Brejnev Doktrini Nedir?

Brejnev Doktrini, Kruşçev’den sonra iktidara gelen Leonid Brejnev’in, 13 Kasım 1968 yılında Polonya’daki ünlü Varşova Nutku‘nda sosyalist ülkelerde rejim karşıtı bir gelişmenin olması halinde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Varşova Paktı çerçevesinde o ülkeye askeri ve siyasi anlamda müdahalesini öngören ifadelere yer vermişti. Doktrinin asıl adı ise Sınırlı Egemenlik Teorisi‘dir. Konuşma şu şekildeydi;

Eğer sosyalizme düşman olan unsurlar bazı sosyalist ülkelerdeki toplumsal gelişim sürecini kapitalizme doğru yönlendirmeye çabalarlarsa, bu sadece söz konusu ülkenin veya ülkelerin sorunu değil , bütün sosyalist ülkelerin sorunudur.

Bu görüş çerçevesinde SSCB, sosyalist ülkelerdeki her türlü ayrılık hareketini ve karşı hareketleri engelleyen bir çabanın içine girmişti. Sovyetler Birliği, aynı zamanda Varşova Paktı‘ndan çıkmak isteyen ya da çıkma eğilimi gösteren ülkelere de bu şekilde gözdağı vermiş oluyordu. Çünkü pakttan ayrılan devletler kapitalist bloğa yakınlık gösterecek ve sosyalizme aykırı davranacaktı.

Stalin hayranı olarak bilinen Brejnev yaptığı konuşmasında , 1968 yılında Çekoslovakya’da gerçekleşen Prag Baharı‘nın SSCB tarafından kanlı bir şekilde bastırılmasının bir nevi meşru sebeplere dayandığını ileri sürüyordu. Brejnev’e göre Çekoslovakya’da gerçekleşen bu kalkışmaya müdahalede bulunmak, sosyalist düzenin ve birlikteliğin devamı için gerekli bir şeydi. Kendisinden önceki lider Kruşçev‘in ılımlı ve aynı zamanda barışçıl politikalarını reddeden Brejnev bu sayede sosyalist ülkeleri bir arada tutmayı amaçlıyordu. Brejnev‘in bu hareketi, yaklaşık 15 sene sonra ABD’de SSCB’nin sosyalist rejimine karşı yürütülen ”kötülükler imparatorluğu” propagandasını doğrular nitelikteydi.

Prag Baharı ve Sovyetler’in Müdahalesi

Brejnev Doktrini’nin asıl amacı Doğu Bloğu’nu Sovyet siyasal sistemi içerisinde tutmaya yönelikti. Aynı zamanda bu doktrin ile Varşova Paktı’nın aslında birçok sosyalist devletin siyasal anlamda temsil edildikleri bir topluluk olmadığı aksine Sovyetler Birliği güdümünde tek büyük devletin (SSCB) hegemonyası altında faaliyet gösterdiği en açık şekliyle kanıtlanmıştır. Brejnev Doktrini aynı zamanda bir ülkeye komünizm girerse komşu tüm ülkelerin de er ya da geç komünizmden etkileneceğini savunan Domino Teorisi’ni; bir ülkeye kapitalizm girerse kendisine komşu tüm ülkelere de er ya da geç sıçrayacaktır şeklinde yorumlayan bir siyasi doktrindir.

Mikhail Gorbaçov döneminde yürütülen ılımlı ve barışçıl politika kapsamında Doğu Avrupa ülkelerinin kendi yollarını çizebilecekleri ve buna karşılık herhangi bir Sovyet müdahalesinin olmayacağı ifade edilmişti. Bu  Doğu Bloğu’nu Sovyet siyasal sistemi içerisinde tutmaya yönelik olan Brejnev Doktrini’nin tamamen terk edildiği anlamına geliyordu. 1980’lerin sonuna gelindiğinde başta Polonya ve Macaristan olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinde sosyalizm karşıtı protesto ve ayaklanmalar başladı . Ayaklanma ve protestolar sonucunda 1989’da Doğu Avrupa’daki tüm sosyalist rejimler çöktü. Buna karşılık SSCB, Doğu Avrupa’da gerçekleşen radikal dönüşümleri tersine çevirmek adına herhangi bir adım atılmayacağını belirtti. Bu duruş aynı zamanda Soğuk Savaş‘ın bitişinin önemli işaretlerinden biri oldu ve dönüşüm Berlin Duvarı‘nın yıkılmasına kadar devam etti. Almanyalar birleşti.