Darüşşifalar: Bir Nefes Sıhhat Gibi

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Kanuni Sultan Süleyman Han’ın bu mısralarıyla ifade ettikleri üzere, sıhhate çok ehemmiyet verilen Osmanlı topraklarında, elbette hastanelerin de mühim bir yeri bulmaktaydı.

Yüz binlerce hastayı şifaya kavuşturan ve hepsi birer vakıf idaresinde hizmetini devam ettiren bu sağlık müesseseleri çeşitli devirlerde darüşşifa, darüssıhha, mâristan, bimâristan, bîmarhane, şifahane ve Tanzimat’tan sonra da hastahane gibi isimler almıştır.

Burada bilinmesi icap eden bir önemli husus da, “Bimarhane veya Bimaristan”ın, sadece akıl hastalarının tedavi edildiği yerler değil, hastaneye verilen isimlerden biri olduğudur.

Darüşşifalar umumiyetle bir külliye dahilinde kurulmuşlardı. Yani cami, imarethane, medrese, hamam, bimarhane gibi birden fazla hizmet mahalli içinde yer almaktaydılar. Böylece bir sosyal tesis içinde, halkın faydalanması için birçok bina bir arada bulunmaktaydı.

Külliyeye bağlı olmaksızın yaptırılmış darüşşifalar da vardı.

Kendi gelirleri ile yönetilen darüşşifalarda, bir taraftan daimi olarak hastalar yatakta tedavi edildiği gibi, muayyen günlerde bugünkü poliklinik hizmeti görülmekte ve darüşşifa eczanelerinde hazırlanan macun, şurup ve ilaçlar, ihtiyacı olan kimselere karşılık beklenmeksizin verilmekteydi.

Darüşşifaların bir mühim fonksiyonu da birer tıp okulu olmalarıydı. Medrese talebelerinden meyli ve kabiliyeti olan kişiler, buralarda hekimlerin yanında staj görüp, hekimlik mesleğini öğrenir, daha sonra aldıkları icazetle mesleği icra edebilirlerdi.

Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesinden itibaren birçok hastahane yaptırdıklarını biliyoruz. Bu hastaneler dört eyvanlı ve revaklı medrese planında yapılmış ve Osmanlı zamanında da mevcudiyetini ve hizmetlerini devam ettirmiştir. Önceleri Selçuklu mimarisine sadık kalınarak inşa edilen Osmanlı darüşşifaları, Mimar Sinan’la beraber fonksiyonellik ve hastaya hizmet götürme fikrinin bir arada ele alındığı mekanlar halini almıştır.

Hiç şüphesiz darüşşifa vakfedenler içerisinde Osmanlı hanedanının mühim bir yeri bulunmaktadır. İşte padişahlar, padişah anneleri veya hanımları tarafından vakfedilen bu hastahanelere “Sultan Darüşşifaları” ismi verilmektedir.

Bunlardan ilki Yıldırım Bayezit Han’ın Bursa’da yaptırdığı darüşşifadır. Önemli vakıf gelirlerine sahip olan Sultan darüşşifaları, kendi devrinin meşhur hekimleri ve kaliteli personeliyle en yüksek seviyede hizmet vermiş ve yine kendi devrinin bir manada eğitim ve üniversite hastanesi görevini görmüştür.


1539’da tam teşekküllü bir hastahane olarak son halini alan darüşşifada, çamaşırcısından cerrahına; eczacısından psikiyatrisine kadar 22 kişi görevliydi. Darüşşifa, günümüzde Celal Bayar Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezleri olarak hizmet vermektedir.