Ekonomik Gelişmişlik ve Bilim Arasındaki İlişki

Türk aydınlarının, münevverlerinin ya da entelektüellerinin nerdeyse tamamına yakınının zengin bir aileden geldiğini, varlıklı bir akademik eğitim hayatı geçirdiklerini görüyoruz. Türkiye’de söz konusu bu kitleden ne kadar çok insan varsa bu insanların hepsinin sözünü ettiğim bir kitleyi oluşturduğu muhakkak. Zira hiçbirisinin geçim derdi ya da para sıkıntısı olmamış. Eğitimlerini ya da şu anki başarılarını ona borçlular. Ekonomik refah, eğitimde başarılarını getirmiş. Ekonomik gelişmişlik ve bilim arasındaki ilişki nedir?

Mesela tipik Anadolu insanı, orta direk ya da rakamlara göre yoksulluk sınırının altındaki kitle, kısa zamanda para kazandıracak mesleklere yöneliyor ve o meslekle ilgili bölümleri seçiyor. Örneğin kimse para kazanayım diye Tarih, Edebiyat ya da Felsefe bölümlerini seçmiyor. Hukuk, diş hekimliği, sağlık bilimleri gibi alanlar kısa zamanda para kazandırsın diyerekten seçiliyor. Oysa sosyal bilimler fakültelerinde okutulan derslerin akademik anlamda kişiye ne kadar çok birikim kattığını söylemeye gerek yok.

Ekonomi ya da ekonomik anlamda refah bir düzeyde olmak, bir ülkenin ya da söz konusu ülke vatandaşlarının akademik anlamda ilerlemesi, bilim ve teknolojide ilerleme kaydetmesi anlamına gelir. Tarihte bunun örnekleri var mıdır? Elbetteki tarih, bunun örnekleriyle doludur. Mesela Coğrafi Keşifler ile zenginleşen Avrupa kıtası sakinleri, bolluk ve ekonomik anlamda refahın artmasının ardından kendilerini bilime, sanat ve kültüre verdiler. Bu eğilimin sonucunda Avrupa’da Aydınlanma Çağı ve Rönesans’ın ilk adımı, temeli atılmış oldu.

Örneğin şu anki Ortadoğu’yu ve Ortadoğu vatandaşlarının ruh halini ve coğrafyanın genel konjonktürü ele aldığımızda bilim üretmesi mümkün mü? İnsanların yarına sağsalim çıkması bi kere muallak. Siz şimdi bu insanlardan bilime, fenne ya da evrensel kültüre bir katkı vermesini bekleyebilir misiniz?

Neden Mısırlı bilim adamları değil de İsviçreli bilim adamları diyemiyoruz? Diyemememizin en önemli nedeni Mısır ve İsviçre arasındaki ekonomik farklar ve ülke vatandaşlarının ekonomik refahıdır. İsviçreli bilim üretmek zorunda. Ama Mısırlı’nın böyle bir zorunluluğu yok. Oradaki insanlar henüz Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki üçgenin ilk iki basamağını doldurmaya çalışıyor. Kendilerini kanıtlama gibi bir derdi kendilerine henüz ihtiyaç görmüyorlar.

Aynı şekilde Türkiye’de de benzer bir durum var. Ekonomik olarak refaha erdiğimizde ben bilimde de sanatta da Türkiye’nin müthiş potansiyellere sahip olduğunu görüyorum.