İnsan Unutandır ve İnsan Unutulmaya Mahkum Olandır

İnsan unutan mıdır? Veya unutulmaya mahkum olan mıdır? Madak’ın dediği gibi, sahiden de böyle miydi bu? Unutmak doğamızda hep var mıydı? Yoksa bazen bastırır, unutmuş gibi mi oluruz?

Kesinlikle her şeyi unutabilen varlıklarız. Ölümleri, ayrılıkları, yaşanmışlıkları, hataları ve dahi ihanetleri unutabiliyoruz. Hiçbir şey olmadan önümüze bakıp, devam ettiğimiz çok olmuştur. Zaman, her şeyi çözer derler, tüm kötülüklerin de unutulması için bir zamanın geçmesi gerekir. Bu tüm alanlarda böyledir. Tarihte, ilişkilerde, aile içinde ve her durumda biz unutmaya en yakın olan tarafızdır.

Bir milletin diğer bir millete yapmış olduğu soykırımlar zamanla unutulur. Ailesine küsen bir genç zamanla affeder ya da affedilir. Veya arkadaşının ihanetini dahi insan unutur. Doğası gereği bunu yapar demek, oldukça klişedir ama klişelere belirli oranda zorunluyuzdur. Doğamız gereği kısaca.

Kin gütmek, nefret duymak, öfkelenmek geçicidir. İnsan bir süre kin güder, nefret duyar, en fazla bir gün küplere biner ama sonrasında dinmiş olur. Unutur. Sevgi ise tam tersidir. Sevgi hep sonsuz, insanın içinde hep var olan bir merhamet, bağışlama duygusudur. Ömrü boyunca kalbini kin ve nefret ile doldurmuş bir insanın sağlığına, çevresine, ailesine ve devletine yararlı olamayacağını söylemeye gerek yok sanırım.

Öfke, kin ve nefret kalbi yıpratır. Kalbimiz de tıpkı araba motorları gibi belirli kilometrelere kadar yol gider, belirli kilometre başlarında bakımlarını yapmak, temizlemek ya da değiştirmek gerekir parçalarını. Bir araba motoru için su ve yağın kaliteli ve saf olması gerekir. Öfkeyle doldurulmuş bir kalp de kirli bir su, kalitesiz bir yağ ve bakımı yapılmamış bir motor gibidir. Belirli kilometrelerden daha uzağa gidemez. Tıkanır ve en sonunda dağılır.

Kalbimize iyi bakmak gerekir. Her şey unutulur. Kalbi diri tutmanın en güzel yolu, onun içine bir miktar sevgi, bir miktar anlayış katmaktır. Bu, hem bizi iyi edecek hem de çevremize iyi gelecektir.

Hoşçakalın