Eminönü’ndeki Hamallar

Eminönü’nün iç kısımlarını gezerken herkesin dikkat ettiği gibi benim de dikkatimi çeken bir şey oldu: Hamallar. Çoğu yaşlı, yüzlerinde gariplik ve boşluğun her türlüsünün haiz olduğu onlarca hamal, semte özgü, her tarafından ayrı bir kirin aktığını sokakları sırtlarındaki küfelerle dolaşırlarken diğer insanların arasından sanki bu dünyadan değilmişçesine geçerler ve o yüzlerinde bir coğrafya vardır. Hepsinin ortak yanı orada olmak ve kendilerine verilen ağırlıkları bir uçtan diğer uca taşımak.

O insanları görünce hayatlarında nelerin yanlış gittiğini merak ediyorsunuz ister istemez. Ne oldu da yaşamlarında böyle bir hayatı tercih ettiler veya neydi onları buna iten sebep?

Eminönü’nü bilen bilir ki burada hiçbir zaman telaş eksik olmaz. Ancak sırtlarında dünyanın yükünü taşıyan bu insanlarda anlaşılmaz bir umursamazlık var; anlaşılmaz bir ahestelik.

İş bulamadıklarında sırtlarını yasladıkları duvar, zamanla hamalların ağırlığını da paylaşmış olacak ki kirden simsiyah olmuş. Tekerleğin icadından bihaber olan (!) bu insanların gözlerinde, ama hepsinde kocaman bir umutsuzluk hakim. Ve bu insanların hiçbirinin yüzünde tebessümün en ufak bir katresini göremezsiniz. Ve bu insanları düşünerek: Bu insanları ne mutlu edebilir?

Hepsi, ellili yaşlarının sonuna gelmiş, torun sevecek yaşta insanlar. Yerleri bu değil diyorsunuz ama yerleri orası. Hayatın ne kadar acımasız olduğunu anlamak için buraya, bu insanların olduğu sokağa, sırtlarını yasladığı duvarın olduğu yerlere gelin, o insanları gözlemleyin, gözlerine bakmaya çalışın ve göreceksiniz ki bu insanlar kadar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.