Gel Seninle Bir Daha Ağlayalım

Gel seninle bir daha ağlayalım, yaşanmışlara, yaşanmamışlara ve bir daha yaşanmayacaklara demek geçiyor içimden birilerine. Bazı cümleler vardır, bazı kelimeler bir araya gelmiş ve o cümleleri oluşturmuştur. Halbuki sıradan, her gün kullandığımız kelimeler de olabilir bunlar, oldukça yapmacıksız kelimelerdir. Fakat bazı kelimler nasıl böyle bir araya geliyor ve mükemmel bir cümle oluşturabiliyorlar şaşırıyorum.

Oğuz Atay’ın ismi önemsiz bir kitabında geçer bu sözler. Kitabın ismi önemsiz çünkü Atay’ın her kitabı birer ilham kaynağı olmuştur çoğu yazarlarımıza. Öyle bir cümle ki samimiyet derseniz var, özlem derseniz var, sevgi var, geçmişin güzellikleri var, geleceğin pişmanlıkları var; var da var kısaca. Bazen düşünüyorum, tüm bu saydığım düşünceleri hissettiğim anlar oldu fakat alsam elime kalemi, başlasam yazmaya böyle bir cümle yazabilir miydim? Yine kendim cevaplıyorum: Hayır.

Ki, Oğuz Atay’ın tüm kitapları buna benzer cümlelerle bezelidir. Adını koyamadığınız duyguları, itiraf edilememiş aşkları, kaybolan yılları görürsünüz satır aralarında. Tesadüfen karşılaştığınız bu cümleler sizi alıp götürür istediğiniz gezegenlere. İnce bir üzüntü, titrek bir arzu, korkak bir sevgi oluşur içinizde ama bunu kimseye söylemek istemezsiniz. Sanki söyleseniz tüm büyü bozulacak gibi olur. Korkunuzdan hiçkimseye bahsetmezsiniz. Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu; iplik ki incecik örer boşluğu…

Ağlamak işte; saf, katıksız, bir omuz üzerinde ağlamak bazen, bazen bir manzaraya karşı, bazen de ışıklı salonlarda. Alkolde bir merhale vardır ya bilirsiniz: Çakırkeyf, ağlamak da aynen böyle olmalı. Ne kendinizden geçeceksiniz ne de yapmacık ağlayacaksınız. Ağladığını bilerek ağlayacaksınız. Hıçkırıklara boğularak ağlamak değil kastettiğim, usul usul, sessiz sessiz ağlamak. Çıtırı çıkarmadan, hiçbir canlı görmeden ağlamak.

İnsanlaştırır.