Islak Hikaye

Onu bir kelime ile anlatmak pek mümkün görünmüyordu. Belki de daha önce kimse onu anlatmadığındandır. O ise anlatılmaktansa daha çok anlaşılmayı isterdi. Onu, içine gömüldüğü karanlıktan ve derinlemesine sessizlikten kurtaracak yegane şey buydu. Anlaşılmak… Aslında içini dökme fırsatını her gün birçok kez elde ediyordu. Fakat bu vakitler kendi tehir ettiği vakitler değil, muhatabının baskısıyla belirlenen vakitlerdi. Bu yüzden içi bir türlü rahatlayamıyordu. İç dökmesindeki şiddet ve coşku,  karşısındakinin baskısıyla doğru orantılıydı. Şelaleler gibi çağlayarak akacağı günlerin hayaliyle kendini doldurur dururdu.

Bir gün içindekileri tutamayacak raddeye geldi. Omuzları bu yükü taşıyamıyordu. Nasıl taşısındı?  Çelik gibi görünümünün altındaki naif ruh buna el verişli değildi. Hayatının erken dönemlerinde, cesur ve savunan bir Müslümandan öğrenmişti ki: “Eğer bir şeyi istiyorsan, biraz gürültü yapsan iyi olur.”
İşte bu yüzden kendini daha fazla bastırmayacak ve biraz gürültü çıkaracaktı. Artık içinde birikenler bir çığ gibi büyümüş, tüm hızıyla geliyordu. Yine de o, kibar mizacına yenik düşüp (boynunun inceliği ona kibar sıfatını yüklememiz için yeterliydi.) içindekileri bir gök gürültüsüyle değil de daha çok şıpırtıyla dışa yansıttı. Evet, şıpırtı. Şıp…şıp…şıp…

Kendi çapında kalkıştığı bu isyan kendisi için fazlasıyla anlamlıydı. Kısık sesli fakat zihinleri delen serzenişi, onun küçük devrimiydi. Fakat ne yazık ki, insanlar bunu görmekten yoksundu. Gün geçtikçe kalplerinden eksilen rikkati farkında değillerdi. Şairin de dediği gibi: kimselerin vakti yoktu, durup ince şeyleri anlamaya. O, bunu defalarca kez deneyimlemişti ve en sonunda kabullenmişti. Yine de son kez şansını denemek istedi, köprüden önceki son çıkışa bir göz atmak… İnsanların göremeyeceği kadar minimal ve incelikli döşenmiş bu tepki, kendisi için gevşetici bir etkiye sahipti. Şimdi kuşlar kadar hafif hissediyordu. Bulunduğu yere bağımlı olarak geçirmek zorunda olduğu hayatı bile ona güzel görünmeye başlamıştı. Çünkü en azından “bir şey” yapmıştı.

Ve tamirciyi beklemeye başladı. Bu, onun isyanının tam anlaşılmasa da en azından farkedildiğinin delili sayılırdı. Tamirci diğer insanlara nazaran onu daha iyi anlardı. Büyük gayret sahibi olan tamirci, onun ruhunun inceliklerini bilen bir abimizdi. En büyük his bozukluklarını ve düş kırıklıklarını bile onarabilen parlak demirden aletleri vardı. Onun gözünde adeta bir şövalye gibiydi. Ha bir de kırmızı çantası vardı tamircinin. Bu kırmızı çantanın tüm dertlerine iyi gelen bir yanı vardı. Ya da belki tüm bu isyan ve serzeniş tamirciyi biraz olsun görebilmek içindi.

Böyleydi damlatan musluğun içler acısı hikayesi. Şıp…şıp…şıp… Contalarının gevşemesiyle bir gün, biri onu farketti de yazmaya karar verdi. Artık dilden dile dolaşacaktı musluğun hikayesi. Yine de insanlar onu anlayacak mıydı? Emin değildi.

 

 

illegalHafiz

bir takım tanıklıklar

  • Perdolap

    Sevdiklerimizi belki günde beş vakitten çok düşünsek de onları Allah için sevmemiz gerekiyor.Çünkü Allah kalplerimizin asıl tamircisidir.Bunun farkına varmam altı yılımı aldı.Altı yılın belki bir gününü bir gecesini onu , onunla geçen zamanı düşünmeden geçirmediğim kişiyi bunca yıl sonra yine bir şekilde mutsuz edebildiğimi görmek yaptığımın yanlış olduğunu anlamama vesile oldu.Anladım ki Aşk sevgiye göre çok ağır ve tek taraflı bir duygu öyle ki birlikte olan iki insan arasında olamayacak kadar.Oysa birbirini Allah rızası için sevmek insanlara çok büyük bir huzur ve uyum katar.Velhasılı kelam aşk kişinin Allah’a karşı duyduğu muhabbet olmadıkça hem kişinin kendisini hem de aralarındaki ilişkiyi bir şekilde bitirir.Maksadı aştıysak affola.