İstanbul Trafiği

İstanbul trafiğinin insanı canından bezdiren bir yönü var. Her yerde her zaman trafik olabiliyor. Dakikalarca, saatlerce süren trafik üstüne başka şeylerle harman olunca trafiğin dayanılmaz yükü biraz daha artmış oluyor. Toplu taşımada ya da şahsi arabanızda olun fark etmez, trafik her yerde gına getiren bir şey. Bitmiyor,

İşe, eve ya da okula yetişmek için acele ettiğinizi anlıyor gibi uzadıkça uzuyor, bitmek bilmeyen bir hal alıyor. Siz ne kadar acele etseniz trafik de aksi gibi acele etmiyor.

Ya bir kaza olmuştur, ya köprüde birisi intihara kalkışmıştır, ya protokol geçişi vardır ya da iş çıkışına yakalanmışsınızdır. Fakat ne olursa olsun her şey eğer siz trafiğe takılmışsanız biraz daha üzerinize gelir.

İstanbul zaten oldukça kalabalık bir şehir. Asya’dan Avrupa’ya ya da Avrupa’dan Asya’ya günde milyonlarca kişi transfer oluyor. Toplu taşıma kullansanız ayrı dert kullanmazsanız ayrı dert. İtiş kakış metrobüse ya da otobüse bindiğinizde sıkıntılar bitmiyor. O kadar kalabalık içinde trafiği çekmek azap oluyor.

İş çıkışı ya da Cuma akşamı trafiği malumdur. İki kat daha fazla yorumcudur. Hele bir de buna servisler eklenenince trafik kilometrelerce uzar gider. Bir saatte gideceğiniz yere üç saatte gidersiniz. Akşam eve geldiğinizde de trafikten yorgun bedeninizi uykuyla dinlendirmek istersiniz. Kısacası trafik, yaşama sevincinizi alır içinizden.

Tüm evren bir şehire toplanmış ve toplanmaktan öte istiflenmiş bir vaziyette üst üste yaşayıp üst üste bir yerlerden bir yerlere transfer oluyorsa o yerin kara kaşına kara gözüne aldanmamak gerek. Sırf bu yüzden İstanbul’a gereksiz göçü engellemek mantıklı bir hareketmiş gibi geliyor bana.