İyiler Erken Ölür: Didem Madak

Didem Madak’ı hiç duydunuz mu? Öyle bir şairin olduğunu ya da? Vaktiyle bir Didem Madak varmış dediniz mi hiç? Şüphesiz siz iyi bir okursunuz. Grapon Kağıtlarından bir şiir ya da ‘siz aşktan n’anlarsınız bayım’ şiirini veya ‘ahlar ağacı’ şiirini en az bir kez okumuşsunuz ve bu beni inanılmaz mutlu etti dostlar.

Özür dileyerek yazıma başlamak istiyorum. Ben kadın şairlerden pek hoşlanmam açıkçası. Kadın yazarları sevmem demiyorum fakat kadın şairlere biraz mesafeliyimdir. Bu mesafeli yaklaşımım Didem Madak’ı tanıyana kadar böyleydi fakat Didem Madak, tüm algımı değiştiren bir şairdi. Di çünkü kaybettik. Çok yazık oldu bize, kızına, kendisine. Zaten ölümünden sonra onu keşfetmenin vermiş olduğu hüzün, hayat hikayesini biraz kurcalamamdan sonra iyice, katlanarak arttı.

Ve dedim, şairin erkeği kadını olmazmış. Daha sonra nice kadın şairlerin şiirlerinin pek çok erkek şairden iyi olduğuna tanıklık ettim. Aptalca olan önceki düşüncemden kurtulduğum için de ayrıca sevinmiştim. Tabi bu arada Tezer Özlü, Füruğ Ferruhzad gibi kadın şairleri de tanımış oldum.

Fakat Didem Madak, her yönüyle mükemmel bir şairdi. Sadece dünyanın gönlüne göre olmasını istemiş ve aslında çok büyük şeyler, lüks bir yaşam istememişti. Fakat iyiler erken ölürdü. Ya da iyilerin iyi olduğunu ancak biz öldüklerinde anlardık. Ne bahtsız bir nesildik biz. Yazdıklarından daha güzel şiirler kaleme alacakken hayatının baharında kansere yenik düşmüş ve parçalanmış satır başları bırakmıştır arkasında.

Allah babasıyla baş başa kalmış insanlar demişti Ahlar Ağacı şiirinde bu nasıl inçe ruhla yazılmış bir dizeydi. Örneğin “Başına diktikleri o taş ne zaman dokunsam soğuktur oysa ama ben dokununca ısınır sanki biraz” derken bu nasıl bir özlem ve tariftir? Mükemmel.

Allah rahmet eylesin. Evet dostlar iyiler erken ölüyor. İyilerin iyi olduğuna ancak öldüklerinde kanaat getiriyoruz ve bu şaşmıyor hep böyle olmaya, bu şekilde devam etmeye yeminli gibi, başa saran bir kaset gibi ezberimizde devam ediyor.