Sevgi Sadece Anlaşmak Mıdır?

Bir kişiyi çok sevdiğiniz vakit, her nesnede onun yansımasını görürsünüz. Size her şey sanki ondan izler taşıyormuş gibi gelir. Yağmursa yağmur, güneşli bir gökyüzü ise güneşli bir gökyüzü ya da bir teneke kutusu objeler farklılıklar gösterir ama temsil değişmez: O. Hep o, yine o. Sağınız, solunuz, çevreniz, şehriniz, şehrinizin sokakları…

Bir de şöyle düşünün avunduruk bir sevginin içine girdiğinizde her şeyin biraz daha battığını hissedeceksiniz. Söylemek her beşerin üstünden geldiği bir aktivite olamıyordu çoğu zaman. Kendine saklamak istiyordu insan bazen. Gerçeği kendine saklamak istiyor bir nevi gerçekleri saklayarak yalan mı söylemiş oluyordu? Hayır. Bu bir felsefeydi, içselleştirilmiş bir felsefe.

Şizofrenik bir yaşam şekli. Sevginin karşılıklı olduğunu düşünen bir bünye ile sevginin karşılıksız olduğunu düşünen bir bünye aynı benlik içinde çoğalıyor, birbiriyle çatışıyor bu savaştan insan mağlup olarak çıkıyordu. Bir savaşı karşınızdaki düşmanın kim olduğunu, neleri eksik olduğunu öğrenerek yenebilirdiniz. Fakat hiçbir şey bilmeden, sezdirmeden çırılçıplak bir savaşa hazırlanıyorduk çoğu zaman.

Sevdiğini söylemek bir korkaklık mıdır? Sonuna kadar korkudur ama ötekinden korkmak değildi bu. Kendinden korkmak, kendine mağlubiyetin acısını yaşatmama uğraşıydı bu. Çünkü yenilince bir ülke toprakları işgal edilirdi. Kaybederdi ve bir kez daha doğrulup hamle yapması gerektiğini bildiği halde kıpırdayamazdı yerinden. Teslim olurdu kısaca. Öylece.

Örneğin kendi kendinize hayaller kurar ama içinde O’nsuz bir an bile bulundurmazsınız. Her an her saniye nefesini hissetmek istersiniz yanı başınızda. Fotoğraflar ilk önce galeride bekletilir, sonra ana ekrana taşınır, en sonunda ise kilitli ekrana ama bir türlü onun kalbine gitmez tüm uğraşlar. Gerçi uğraş dediğimiz şey kendini biraz daha hırpalamaktı en fazla.

Boşuna bir uğraştı. İtiraf edilememiş aşklar olurdu, bir dolmuşta yorgun şöförler için bestelenmiş bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine, yüreği kararan gencecik, ömrünün baharında insanlar, evde kalmış kızlar olurdu hep bu yüzden. Ama sevmenin bu hali de bir haz değil miydi zaten? Bile bile, her gün öle öle sevmek, aşık olmak değil midir sevgi bazen? Sevgi her zaman anlaşmak mıdır? Bazen anlaşamamak da olamaz mı sevgi?

Sevgi ne türden olursa olsun, ne biçimde olursa olsun sevgiydi işte. Karşılıksız, platonik, trajik, komik, uzak sevgiler de sevgiye dahil değil miydi?