Kelime Uydurukçuluğu

Günümüzde yeryüzünde konuşulan dil sayısı hakkında kesin bir sayı vermek mümkün değildir. Çünkü dil/lehçe ayrımının tam yapılamaması ve yazıya geçirilmemiş dillerin mevcudiyeti buna sebep olmaktadır. Ben de çocukken kendime ait bir dil geliştirerek bu işlenmemiş dillere kendi çapımda katkıda bulunduğumu söyleyebilirim. Elbette Türkçe konuşuyordum. Fakat henüz gelişmemiş kelime dağarcığım, bazı duyguları ifade etmeme engel oluyordu. İşte bu engeli aşmak için de “kelime uydurma” yönetimine girişmişim. Bu yöntemin en iyisi olduğunu anlamak için deneyler gerçekleştirmediğimi düşünüyorum. Aksi takdirde bilimsel ve bilgisel hareket edecek olsam, kelime uydurmak bununla bağdaşmazdı. Buna “çocukluk işte” gibi klişe yorumlar getirebiliriz. Yine de “hayal gücünün genişliği” demek benim daha hoşuma gider. “Ailen yine iyi senden şüphelenip, tedaviye filan götürmemiş. Bu yaşa iyi gelmişsin.” derseniz de bir miktar hak veririm.

Şimdi görüyorum ki; kelime uydurma eylemine genelde, bir duyguyu veya bir nesneyi ifadelendirmekte güçlük çektiğimde başvurmuşum. Bir çeşit kolaya kaçma da diyebiliriz. Kelimeyi öğrenmek yerine bir tane de ben uydurmuşum fena mı? Uydurduğum kelimelerden bahsedecek olursak “Gıdim” kelimesi ile başlamak isterim. Çünkü gıdim, benim için son derece önemlidir. Bu his insanoğlunun yaşamı boyunca birçok kez karşısına çıkar. Gıdimden kurtulmak söz konusu değildir. Gıdim kelimesini; beni rahatsız eden özellikle sert ve pürüzlü yüzeyler ve durumlar için kullanırdım. Örneğin; bir pijamam vardı ve onu giymeyi pek istemezdim. Bunu da “Anne ben bu pijamayı giymek istemiyorum. Bu gıdim.” diye ifade ederdim. Şanslıyım ki annem ağzıma terliği geçirmek yerine bana onun ne demek olduğunu sormuştu. Cevap: -Gıdim işte…
Daha ne diyeyim anne? İç yüzeyi pürüzlü ve sert olduğu için tenimi rahatsız ediyor mu diyeyim? Bu cümleyi o yaşta (henüz okula başlamadığım hızlı çağlarım) kurmak pek mümkün görünmüyor. Şimdi farkettim ki; bu “gıdim” kelimesinin bana hissettirdiklerini tam anlamıyla anlatabileceğim bir kelime bilmiyorum hala. Tdk’dan tanıdıklarınız varsa bunu bir düşünsünler bence. Öyle ya belki benim sarı renkli, gıdim pijamam Türkçe’ye bir kelime daha kazandırır(!)

Kelimelerle yetinmeyip sözcük öbeği ve deyim uyduracak kadar bu işe gönül vermişim ben. Ayakkabıların modelleriyle ilgili terimsel bir bilgiye sahip olmadığımdan, ayakkabıları sınıflandırmak için uydurduğum iki adet tamlamam vardı. Biri “hamtuş ayakkabı” öteki ise”mucize ayakkabı” idi. Hamtuş ayakkabıyı, daha ziyade ayak tabanının şekline benzer bir tabana sahip olan, sandaletler gibi düşünebiliriz. Mucize ayakkabı ise; son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz, “Stiletto” adı verilen, önü sivri ve topuklu bayan ayakkabısı. Bu iki ifadede Türkçe kelimeler var evet. Yani Türkçe’den baya bir arak yapmışım. Başka hangi dilden arak yapacaktım sanki? Fakat özellikle “mucize” kelimesini gerçek anlamının tamamen dışında kullandığım bir gerçek. Bu ayakkabılara hayran olduğumu, bu sebeple mucize dediğimi filan düşünmeyin sakın. Bilakis mucize ayakkabıları hiç sevmezdim.

Son olarak adeta bir deyim olarak kullandığım “Mucidi tepesinde olmak”tan bahsedeceğim. Bu da Türkçe’deki “Siniri tepesine çıkmak” deyiminin bir çakması. (Kabul ediyorum) İfadedeki Mucid kelimesinin ise Türkçe’deki “mucit” kelimesiyle bir alakası olmadığını belirtmeliyim. Zira bu deyimin telaffuzunda, Türkçe’deki mucit kelimesindeki gibi “u” harfinin uzatılmasına rastlanmamakta.  O yaştaki bir çocuğun “Zaten mucidim tepemde!”diyerek herkese ayar vermesi de ayrı bir konu.

Küçükken böyle bir kelime arayışına gitmem elbette Türkçe’nin eksikliğinden değil. Zira dilimizin zenginliğini tartışmaya gerek yoktur. Bu, daha çok kelime bilgisinin tecrübeyle birlikte eksikliğinden kaynaklanıyor. Belki biraz da hayal gücü fazlalığı…Yine de siz şu “gıdimi” bir düşünün bence. 🙂

illegalHafiz

bir takım tanıklıklar