Devlet Daireleri

Devlet dairelerinde beş kişi fotokopi çekmeye gidiyor bir kişi de onlara başkanlık ediyormuş. Fotokopi bahane ama devlet dairelerinde her işin bir başkanı, reisi ya da koçu var. Hele bir de yönlendirmeleri. Aşağıdan Arzu hanımı bul imza attır, sonra yukarı çık Adem beyden mühür bastır, sonra onu sekreteryadan onaylattır, gel belgeyi vereyim gibi entrika dolu Türk dizisi kıvamında bir kurumdan bahsediyoruz.

Yönlendirmeler hiç bu kadar can sıkıcı bir hale dönüşmemişti. Aşağıdaki hanımefendiler yukarıdaki beyefendiler, büyük başlar, nazaran küçük başlar, ayak takımı, imza heyeti, kaşe kurulu, fotokopi ekibi gibi tabirler resmiyette olmasa bile işi devlet dairesine düşen her kişinin aşağı yukarı bildikleri şeyler.

Üstelik bu yönlendirmelere o kadar alışmışız ki işimiz çabuk bittiğinde dahi üç beş yönlendirme almamıza rağmen seviniyoruz.

Aynı zamanda bu yönlendirmeleri yapan görevlilerin ‘ne biçim insanlarsınız bi öğrenemediniz’ tarzından serzenişleri fiili olmasa da suretlerinden sözlerinden anlaşılması yok mu? İnsanı iyice çileden çıkarıyor. Bir de tabi hizmet binaları var. İşinizi halletmek üzere bir devlet dairesine girdiğinizde, iş kağıt imza merasimini gelince hemen bir yan bina ya da hizmet binası meydana geliyor. Sanki abisinin arkasına saklanmış küçük çocuk gibi, arkadan göz kırpıyor. Neyse deyip o hizmet binasına (ek) girdiğiniz vakit işler bir türlü bitmiyor. Ona imza buna kaşe; şuraya ıslak imza, mühürlü imza, parmak basma ve saire bir milyon yeni zırva.

Akıllara şu soruyu getiriyor bu durum. Devlet bu kadar özünde işsiz insanı nereden buluyor? Dışarıda onca işsiz insan olmasına rağmen, içerideki işsizlerin kıdemi dışarıda işsizlerden çok daha büyük. Fotokopi başkanı olur mu demeyin, devlet dairesinde her şeyin bir başkanı var.