Kısaca Ben ve Neden Göçebe Hayat

Evet kendimi İfşa ettim 🙂

 Kısaca çocukluğumdan bahsetmek istedim bugün. 1989 Mayıs ayında doğmuşum. 4 kardeşiz ve ben en büyükleriyim. Aşırı derecede sosyal bir çocukluk geçirdim. Her 23 Nisan’da, her yıl sonu müsamerelerinde görev alırdım muhakkak. Şiirler, korolar, tiyatrolar, halk oyunları, dans gösterileri… Öyle ki, 5. Sınıfta iken bir gün tam yedi sahnede görevim vardı.

Sonra ortaokula geçtim ve bilirsiniz sınıf öğretmeniniz olmaz artık, her derse farklı öğretmenler girer. Dolayısıyla  yıl sonu müsameresi ayarlayacak bir öğretmenimiz yoktu başımızda. Olur mu öyle şey dedim, oturdum senaryo yazdım. Arkadaşlarıma görevler verdim. Kendimi de başrole koydum. Bilgisayarda davetiye tasarladım, çoğalttım ve okula dağıttım. Başımızda öğretmen olmadan arkadaşlarla beraber gösteriler yaptık. Okulda kısa süreli bir şöhretim olmuştu o sıra. Asmalı Konak oynardı o dönem TV’de. Nurgül Yeşilçay’a benzetildiğim için oynadığı karakterin adı “Bahar” diye seslenirlerdi bana. 1 sene kadar sınıf başkanlığı yapmıştım ve kısacık boyumla kendimden kat kat iri çocuklara söz geçirmeye çalışırdım. Saygı ve sevgiyle başarırdım da. Herkesle paylaşımlarım olurdu, gruplaşmaya pek inanmazdım. Liseye geçince kendimi geri çektim biraz. Yine herkesle anlaşır, herkesle görüşürdüm ama ilkokul ve ortaokuldaki gibi parmakla gösterilme hevesim kalmamıştı. Her dersten illa 100 alma çabama da kalmamıştı ama yine de derslerim iyiydi. 🙂

İlk defa 9. Sınıfta 1 almıştım ve bu beni acayip hayal kırıklığına uğratmıştı. Şimdi düşünüyorum da o zaman önemsediğimiz kadar önemli miymiş cidden notlar. Matematikten hep nefret ettim ve yapacağım mesleklerimi ona göre seçmeye gayret ettim. Çok şükür de hiç ihtiyacım olmadı matematiğe. Hani diyoruz ya “Hocam bu bilgiler gerçek hayatta ne işimize yarayacak” diye. Cidden de çoğu da yaramadı. Hayatta işimize yarayacak çoğu bilgiyi üniversite dahi bitikten sonra kendi gayret ve araştırmalarım sonucu edindim. Hiçbir öğretmen bize gerçek hayatı anlatmadı. Hiçbirisi paranın kölesi olmayanın demedi. Hiçbiri insan ilişkilerinin, sevginin önemini anlatmadı. Hiçbiri doğanın, doğa yaşamının bizlere daha iyi geleceğini söylemedi.

Elbetteki okulun önemli olmadığından bahsetmiyorum. Neden başarılı bir okul hayatım olduğundan bahsetmemin sebebi de bu zaten. O zamanlar beni ders notlarımın yüksek oluşu tatmin ediyordu. Ama Allah’tan ki deli gibi ders çalışan birisi değildim. Dersi derste çok iyi dinlerdim, dolayısı ile çok ders çalışmama gerek kalmazdım. Eğer ki aylarca ders çalışma kampına giren arkadaşlarım gibi olsaydım, şimdi geçmişe baktığımda bundan eminim ki pişmanlık duyardım. Burada eleştirdiğim şey ders çalışanlar değil, çocukluğumuzu, gençliğimizi, at yarışındaymışız misali hunharca ders çalışmaya iten sistemdir.

Aslında herkes kendi çevresine, yaşamına göre kendine lazım bilgiyi bir şekilde ediniyor bence.

Belki birgün eğitim sistemimiz zamanın şartları doğrultusunda güncellenir ve ilkokul, ortaokul, lise, üniversite derken hayata atılma yaşımız 24’lerden daha aşağı çekilir de kaybettiğimiz gibi çocuklarımız yıllarını kaybetmez İnşallah…