Mağrip ve Maşruk Nedir?

Mağrip, Batı. Arapçada bir yön ismi. Mağrip ismi bazı kaynaklarda “Garp” olarak da geçmektedir. Garp cephesi, Garp medeniyeti gibi. Maşruk ise yine Arapça bir yöndür. Şarktan gelir. Doğu demektir.

“Mağripte sen maşrukta ben gel gelebilirsen” adlı eserde de geçen bu iki Arapça yön ismi, Türkçeye “Batıda sen Doğuda ben” şeklinde çevrilebilir.

Dilimize Arapçadan geçen mağrip ve maşruk kelimleri, dilimizde pek çok kavramı karşılıyor. Örneğin;

Şark Kurnazlığı: Doğu kültürünün anlayış, görgü (örf, adet, anane) ve davranış gibi özellikleri kapsamında yapılan bir işi zamana yayma, boş vermişlik, neme lazımcılık içeren uzun vadeli (süreli) planlar yaparak bir işte karşı taraftan istediğini elde etme işi.

Şark Hizmeti: Genelde devlet memurlarının zorunlu olarak yaptıkları Doğu görevine verilen isimdir.

Garp Medeniyeti: Batı kültürü ya da Batı medeniyeti anlamına gelir.

Garp Cephesi: Batı cephesi.

Hatta İstiklal Marşı’nda geçen Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar” mısrasında geçen Garp kelimesi de yine kelimenin cümle içerisindeki kullanımına örnektir. Şöyle çevrilebilir;

“Batı’nın ufuklarını sarmışsa çelik zırhlı duvar”

Şark kelimesini daha çok oryantalist Avrupalı bilim insanları kullanır. Şark kelimesi, Avrupalıların Doğu medeniyetinden insanlara verdiği bir isimdir sıklıkla. Hatta Batının Doğuya bakışını anlatan en önemli eserlerden biri olan Edward Said’in kitabı Türkçeye “Şarkiyatçılık” olarak çevrilir. Kitabın orijinal ismi Oriantalism’dir.

Mağrip ve Maşruk arasındaki kültürel ve zihinsel farklar, gerek toplumuzda gerekse edebiyatımızda Tanzimat’la beraber gelen en önemli tartışma konusu: Doğulu muyuz? Batılı mı? Şarktan mıyız? Garptan mı? Tüm büyük usta yazarlar, bu konuya muhakkak değinmişlerdir. Konuştuk, daha da konuşacağız.

Bu konuda tavsiye edebileceğim en önemli eser Peyami Safa’nın “Fatih-Harbiye adlı romanıdır. Eserde Fatih, eskiyi ve Doğuyu yani şarkı; Harbiye ise yeniyi ve Batıyı yani Garbı temsil eder.

Bu iki kavram sadece Arapça bir yer-yön zarfı değildir. Bu iki kavram, biz ne kadar altını kazısak değerlenecek bir hazinedir. Farklılıklar birer mozaik oluşturur. Bazen kendimi ve dolayısıyla milletimizi bu iki medeniyetin ortasında bir köprü gibi kaldığı için talihli milletler arasında görürüm.