Siz Sağ Oldukça

Sağ oldukça her şeyin bir nevi önemsiz olduğuna şükrediyorsun. Yaşıyorsan ve nefes alabiliyorsak hala geriye kalan tüm her şey birer şeritten başka bir şey değillerdi. Hangi anı, hangi arkadaş hayatı biraz daha fazla yaşama tutkusundan ihtiraslı olabilirdi ki? Elbette yaşama arzusu, tüm hayati zevk diye tabir ettiğimiz alışkanlıklarımız olmaktan öte gitmeyen nesne, olgu veya kişilerden üstün, pek aziz bir duygudur.

İnsan ömrünün her anında, özellikle bir şeyi yüceltirken onun için ölürüm, hayat memat meselesi der, onları aslında gereğinden çok ama çok kutsallaştırıyordur. Örneğin hiçbir duygu, nesne, olgu veya kişi yoktur ki yaşama arzusundan daha önemli, daha çok istenen olsun. Öyle bir şeyden bahsetiyoruz ki bir an bile fazla yaşamak için belki dünyalarımızı feda edebilirdik dünyada kalmaya izin verseler.

Vel hakikat, insan ölümü küçümser, ölümü küçümsemenin en rasyonel tarafı, onu ölümün dahi durdurulmayacak olmasıdır. Bazen hayatın sonlanması, yeni bir hayatın; yeni ve bambaşka bir hayatın başlangıcı olacaktır. Şuur, ölümün ahirine (sonuna) konulduğunda böyle bir inanç ortaya çıkıyor.

Doğruluğunu teyit etmeye; yanlışını ise eleştirmeye hakkımız yoktur. Kişiler kitleleri; kitleler kültürü oluştururlar bazen bir inanç böylece bir toplumun içinde sağlamlaşır ve bir temele oturur. İnsanları böyle düşünmeye iten en önemli faktör ise taklittir. Eric Hoffer şöyle der:

Taklit olmadan hiçbir dindarlık ve kahramanlık olmaz.