Şu Tatil Klasikleri

Ya bu tatillerin ışık hızıyla geçmesini durdurmanın bir yolu yok mudur arkadaşlar?

Bir hevesle hazırlanırsınız, arabaya doldurduğunuz valizlerinizle yola koyulursunuz. Daha varacağınız yere ayak basar basmaz başlar saatler birbirini hızlı hızlı kovalamaya.

Valizimi boşaltsam mı, kıyafetlerimi assam mı?(malum ütüsüz dolaşılmıyor) diye düşünürken, birazını boşaltır, birazını valizde kalmaya mahkum edersiniz. Tabi daha sonra toparlanırken acısı çıkacaktır.

Tatil günlerinde eşyalarınız düzenli değildir, iddia ediyorum olamaz. O valiz alt üst olur durur. Her güne kombin yapmışsınızdır çünkü, ara bul değiştir, dışarı çık, gez.

Güzel sabah kahvaltılarından sonra denize, havuza yüzmeye, güneşin keyfini çıkarmaya gidersiniz. Arada atıştırırsınız, çok yemeyeyim ki yüzmek kolay olsun dersiniz, göbeğinizi kaldırmak istiyorsanız yüzme öncesi yemeği fazla kaçırmayın derim.

Akşamları da bahçede oturursunuz ya da kendinizi dışarıya atarsınız. Yaz akşamları, üstelik de tatilde evde oturmak da neyin nesi? Gece geç saatlere kadar eğlenirsiniz. Günün yorgunluğuyla yatağa kendinizi atıp, mis gibi bir uyku çekersiniz.

Siz daha tadına doyamamışken bir de bakmışsınız geri döneceğiniz gün gelip çatmış, karşınızda dikiliyor. Valizleri tekrar yerleştirmenin zamanı gelmiştir, uzun yolculuktan sonra eve geri dönersiniz. Teninizin ton ton koyu olduğu haliyle diğer insanlardan bir bakışta ayrılırsınız: “Tatile gitmiiiiiişşş!”

Ve en zor kısım karşınızdadır; valizleri boşaltma, kirli çamaşırları ayırma, evi temizleme…. Bende tatilden döndüm, üzgünüm evet ama şimdi aranızdayım, o zaman MERHABA! 🙂

Zeynep Acar

Öğretmen&kendince yazar