Tamamlanmamış Cümleleri, Bitmemiş Dizeleri Olanlar

Her insanın ölümü bir başkası üzerinde derin etkiler yaratabilir. Öyle ki bir insan, diğer insanın ölümüyle de ölebilir. Ölümler bir hakikatin sonucudur ve hayata kaldığı yerden devam eden insan, bunda asıl hakikati görmeye, anlamaya başlar. Tabi her insanın ölümü, dünyadan ayrılışı, veda etmesi bizlerden elbette ki hüzün vericidir de edebiyatçıların özellikle şairlerin ölümü bende derin etkiler, müthiş izler bırakıyor. Sanki yaşasalar, biraz daha ömür sürseler dünyayı değiştirecek bir cümle keşfedeceklerdi de ölüm onları bu vazifeden ayırdı gibi geliyor bana. Bir de gencecik yaşta yitip giden şairler yok mu özellikle onlar beni ayrı bir hüzne boğuyor.

Nilgün Marmara, Tezer Özlü, Didem Madak ya da Füruğ Ferruhzad ve ismi şu anda aklıma gelmeyen nice şairler ve yazarlar var tamamlanmamış cümleleri, nokta konmamış dizeleri; anlatacak çok hikayesi, ağlatacak binlerce şiiri olan. Kimi kendi yaşamına son vermiş, kimi amansız bir hastalığa yakalanmış, kimi şaibeli bir şekilde ölmüş ama en nihayetinde elleri kalem tutmaz, konuşamaz ve bir daha bizlere birşey anlatamaz olmuşlardır.

Örneğin geçenlerde Didem Madak’ın şu dizelerini okumuştum:

Başına diktikleri o taş ne zaman dokunsam soğuktu oysa.
Ben okşadığımda ama ısınırdı sanki biraz.

Hayret ettim oysa onlarca kez dinledim, okudum ben bu şiiri dedim kendi kendime fakat daha sonra anladım be demek istediğini, hayat hikayesini, ona bu şiirleri yazdıran gerçek sebebi.

Hisleri, acıları, mutlulukları ya da özlemleri ne kadar da bizden farklı oluyorlardı. Hani bazen milyon tane dize yazsanız o iki cümlenin hatta o iki harfin anlatmak istediğini anlatamazsınız. Ben sözünü ettiğim bu edebiyatçıların hepsinde bunu gördüm, şiirlerinde buna şahit oldum. Bir soluk, bir ses, bir bilinmezlik ve derinlik var şiirlerinde. Yaşasa sorsanız belki onlar da bilemeyecekti belki ama ben o şiirlerdeki adını koyamadığım hisleri, itiraf edilememiş aşkları, tamamlanmamış cümleleri sevdim.

Yaşasalardı bu kadar çok şiirlerini okur, kitaplarını elden ele dolaştırır mıydık bilemem ama derler ya diri olanın kadri ölünce bilinir o tam da buydu işte. Bir de edebiyatçılar bilirsiniz ki hassas kalpli insanlar olurlar, hemen herşeyden etkilenir, bir olayda göz yaşlarını tutamazlar. Böyle insanların ölümü işte beni asıl etkileyen. Hassas kalpli olanlar için bu dünya bir cehennemdi ve edebiyat bu dünyaya katlanmak için icad olunmuştu. Tek sığınakları olan edebiyat limanından ayrılan bizleri ve dünyayı öksüz bırakmış insanlarla oturup bir çay içmek karşılıklı ya da boğaza veya çıplak bir bozkıra karşı birşeyler konuşmayı ne çok isterdim halbuki.

Ama iyi ki yazmışlar diyorum ne kadar da üzülmüş olsam da iyi ki dünyada kalanların okuyacağı, hiç olmazsa birilerinin ders çıkaracağı birşeyler kaleme almışlar diyorum. Umarım mekanları cennet olur. Allah rahmet eylesin hepsine.