Pembe Bulutlar

Gökyüzünü kaplayan pembe bulutların kucak açıp, beni çağırmasına hayır demek büyük terbiyesizlik olacaktı. Bu, ruhunu ruhuyla bütünleştirmek isteyen sevgiliye sarılmayı reddetmek gibiydi.

Yakışmazdı.

Onlara heyecanla bakarken, gözlerimdeki ateşi görmüş ve daha büyük açmışlardı kollarını. Cesaret veriyorlardı. Beni çağırıyorlardı. Boşunaydı. Çünkü cesaret bende zaten fazlasıyla vardı. Belki bekleyişim minik çocukların masum nazına benzetilebilirdi.

Kocaman bembeyaz kanatlarım olmasa da en büyük hayalimdi uçmak. Hiçbir şey düşünmeden pembe bulutlara kavuşacağımın heyecanıyla saldım kendimi boşluğa. Onları daha fazla bekletmek olmazdı. Fazla naz aşık usandırmaz mıydı?

Evet olmuştu. Sadece onların hayaline kenetlendiğimden başarmıştım işte. Uçuyordum.

Yüzüme çarpan rüzgarı ve özgürlüğün damarlarımda akışını hissetmem, tüm gökyüzünün, bir kuşun kanat çırpışındaki hızı kadar çarpan kalbimin sesini dinlemesine sebep oluyordu.

Zihnimin bomboş olması ne mutlulukvariydi.

Geçmiş pişmanlıklar yoktu.

Bugünün sıkıntıları yoktu.

Gelecek kaygıları yoktu.

Bazen yokluk, var olmaktan daha güzel olabiliyordu.

Gerçekler yeryüzünde can çekişiyordu.

Zafer benimdi.

Çaresi olmayan acı verici gerçeklere can çekiştiriyordum şimdi.

Hayat gerçekler olmayınca güzeldi.

Yeryüzünde olmadıkça güzeldi.

Pembe bulutların arasından süzülürken güzeldi.

Onlara kavuşacağımın umudunu taşıdıkça güzeldi.

Gerçekler mi hayallerimden kaçıyor yoksa hayallerim gerçek olamayacak kadar hayal mi?

Aslında hiçbiri olmadı. Ve olmayacaktı.

Gerçekler hiçbir zaman acı çektirmeyi bırakıp, acı çekmeyecekti. Onların yenildiğini görüp huzur bulamayacaktım.

Ama herkese acı veren gerçekler umut oldukça katlanılır hale gelecekti.

İnanıyordum. Bir gün yeryüzünde onlara ulaşacaktım. Acıların ödülü olan mutluluk, ayaklarımı yerden kesecek kadar büyük olacaktı.

Ve umut yeryüzündeki tüm insanların minicik yüreklerinde kocaman yer edinmeliydi her zaman.

Umudunu kaybeden asla pembe bulutlara ulaşamayacaktı.

Zeynep Acar

Öğretmen&kendince yazar