Umudun Tarlası

İnsan çıtır ekmeği ısırdığında, kırıklar dolar kucağına, işte orası umudun tarlasıdır. Ve orada başaklar ağırlaştığında, sayısız ah dökülür toprağa. (Didem Madak)

Umudun tarlası her zaman bize bir şeyler hatırlatır. Sevmek, ümit etmek, hayal kurmak, mektup beklemek, heyecan duymak gibi şeyleri hisseder, duyar ya da görürüz umut ettiğimizde. Ve her umut ettiğimizde, umudun tarlasına bir tohum daha serpiştiririz; seyrek, sık, umut aşırı.

Ne umursak, neyi umut edersek onu biçeriz aslında. Tohumlarını toprağa attığımız her umut, biçilmedikçe yeşermez, meyvesini bize vermez. İlk önce umudumuzu biçmemiz gerekir. Umudun tarlası, bakım, şefkat ve sevgi ister. Üçünden biri olmadığında umut kendisinden hiçbir şey vermez. Şartları yerine getirdiğimizde ise dolar, taşar. Mahsülleri o kadar fazla olur ki ambarlarınız, mahsülleri almaya yetmez.

Umudun tarlasından iyi şeyler çıkarmak için, iyi bir ırgat olmak gerekir. Güneşin altında, alnınızdaki teri, gömleğinizin cebinden çıkardığınız mendille silmeniz, anadutla, kaldırdığınız başakların altında, ağzınızın ve gözünüzün toz, toprak olması gerekir. Öyle olmadıkça tarlanız size bir şeyler kazandırmayacaktır.

Ve her şey bittiğinde, hatırladığımız yorgunluklarımız olmayacak, mahsüllerimiz olacaktır. Tıpkı gelecekte elde edilen bir başarının ardından, geçmişin hep hatalarından arındırılarak hatırlanması gibidir. Kötü bir geçmiş, iyi bir gelecekle unutulur. Umudun tarlası zahmetlidir, bakım ister ama sonucu beklentilerinizden dahi uzakta, iyi bir yerdedir. Umudunuza iyi bakın, şefkat gösterin ve onu sevmeyi ihmal etmeyin.