İşler Kötüye Gittiğinde

İnsan istese de istemese de bazı olayların etkisinden kontrolünün dışında bir faktörden dolayı çıkamıyor. Ne kadar, onunla alakası yok desek de bazı olayların kötüye gitmesi bizleri düşündürür ve kimi zaman bizleri, bazı şeyleri yapmaktan alıkoyar. Aklın bir köşesini sürekli kurcalar.

Örneğin derslerin iyi olmadığı bir gerçektir. Günlük yaşantınızda ne kadar o gerçekten bağımsız yaşamaya devam etseniz de, o gerçek aklınızın bir köşesinde sürekli vardır ve siz o sorunu çözene kadar köşesinden çıkmayacaktır. Unutamaz ama bastırırsınız. Birileri size kasıtsız bir soruyla ‘Neden böylesin, derslerden dolayı mı?‘ diye sorduğunda, gerçek biraz daha yüzeye çıkacaktır.

Örneğin trafik kazası geçirdiniz ve şans eseri, öldürmeyen Allah öldürmüyor, hasbelkader artık her neyse hayattasınız ve arabanız ciddi hasar almış, belirli bir miktar da para istiyor ve siz bu parayı ‘pat’ diye masanın üzerine koyamıyorsunuz. O parayı, masanın üzerine ‘pat’ diye koyamadan, gerçek sizi tedirgin etmeye, huzursuz yapmaya devam edecektir.

Bazen bazı olaylara endeksli bir hayat süreriz. Grafikler kimi zaman batmaya yakın bir şirketin grafikleri gibi ilerlerken, bazen aylardır virgül oynamayan hisse gibi bir grafik de izler, bazen de tüm yatırımcıların dikkatini üzerine çekmiş, dörtnala hedefe giden bir atın grafiğe uyarlanması gibi bir seyir de alabilirsiniz.

İşler iyiye gittiğinde açıkçası hiçbir sorununuz olmayacaktır. Düzeltiriz der geçersiniz. Amma işleriniz kötü gitmeye dursun, sanki dünyanın tüm dertleri, başlamak için o vakti beklemiş gibi olur; sıkıntılar, borçlar, hatta sözler sizi bunalıma sokabilir. Zurnanın zırt dediği yer, tam orasıdır işte. Tüm önemli olaylar, tüm dönemeçler, hatta iyi yükselmeler de burada başlar. Dibi görmek, bungee-jumping yaparken tam çakılacak gibi olup, çakılmama hali. Umarım kötüye giden her olayın sonu, çakılacakken çakılmamak, tekrar gerisin geri zıplamak gibi iyi olur.