Vermeyince Mabut

Şanssızlığıyla bilinen ve bir türlü işleri rast gitmeyen insanlar için sıklıkla ”vermeyince mabut” diye başlayan o meşhur deyim kullanılır. Mabut, Arapça ”ibadet edilen” yani Allah’tır. Rivayet olunan kişi üzerinde birtakım ihtilaflar bulunsa da ekseriyetle alimler, Osmanlı sultanlarından olan II. Mahmut’un deyimde geçen padişah olduğuna hemfikirdirler. Öte yandan bazı alimler de rivayet olunan deyimde adı geçen padişahın Gazneli Sultanlarından Mahmut olduğuna dair görüşleri bulunmaktadır.

Söz konusu rivayeti, İskender Pala’nın ”İki Dirhem Bir Çekirdek” adlı kitabından sizler için alıntıladık. Keyifli okumalar.

Rivayet olunur ki, Sultan II. Mahmut, tebdil-i kıyafet gezdiği bir Ramazan gününde, Üsküdar’da bir kunduracının, boş örse çek vurarak her vurduğunda “Tıkandı da tıkandı” dediğine tanıklık etmiş. Merakla içeri girip bunun sebebini sormuş. Adamcık anlatmış:

— Bir gece rüyamda gördüm. Akan çeşmeler vardı. Kimilerinden şarıl şarıl sular akıyor, kimilerinden sızıyor, bir tanesi de şıp şıp damlıyordu. O sırada bir zat belirdi. Ona bu akan ve bir tanesi akmayan çeşmeleri sordum. “Şu şarıl şarıl akanlar, haşmetli padişahımızın talihidir. Sızanlar devlet erkânından falanca paşaların ve  zenginlerin talihleridir. Şu damlayan da senin talihindir,” deyip gözden kayboldu. Yerden o sıra bir çöp aldım ve benim talihim olan çeşmeye yanaştım. Çöple biraz kurcalayıp lüleyi açmaya çalıştım. Ah ellerim kırılsaydı! Filvaki çöp kırıldı ve o eski damlalar da damlamaz oldu. O günden sonra müşterim kesildi, kazancım bitti. İflas ettim, bu hale geldim. Şimdi de talihimden şikayet ile “tıkandı da tıkandı” zikriyle boş örsü dövüyorum.

Padişah kendini belli etmez ve sarayına dönünce adamın söylediklerini onaylatmak için memur gönderir. Meğer, adamcağız ahali tarafından “Tıkandı Baba” diye tanınmakta ve şanssızlığıyla bilinmekteymiş. O kadar ki çeşmeden su doldurmaya dahi gitse çeşmeyi bir kurbağa tıkar, meyve sebze almak için pazara uğrasa, ona sıra gelmeden mal bitermiş.

Sultan, mübarek Ramazan ayında bu garibanı sevindirmek ister ve bir tepsi baklava yapılmasını, her dilimin altına da bir altın konulmasını emreder. Sonra, tepsiyi usulen bir zengin konağından iftarlık geliyormuş gibi gönderir.

Şanssızlık bu ya; Tıkandı Baba, bir tepsi baklavayı, bir iftarda eşi ve çocuklarıyla yemek yerine satıp parasıyla da birkaç gün iftar etmeyi düşünmüş ve tepsiyi pazara çıkarmış.

Padişah olayı işittiğinde üzülmüşse de niyetine bağlılık ile sonraki gün, iyice kızarmış bir hindi dolması yaptırıp yine içini sarı altınlarla doldurarak Tıkandı Baba’nın dükkanına (ya da evine) yollar. Baba’dan önce baklava tepsisini satın alarak tüm altınları toplayan uyanık müşteri, bu sefer yine kapısına dayanıp Babanın aklını çelmenin yollarını aramaktadır. Der ki: Bre Tıkandı Baba ya! Sen bir garip insansın. Tek başına bu hindiyi nasıl yiyeceksin. Gel senyine bu hindiyi bana sat.

Pazarlık tamam olup hindi de elden gidince, padişah bu derece saf cahilliğe, aşırı şekilde sinirlenip derhal Tıkandı Baba’yı saraya çağırtır. Askerler eşliğinde iftar vaktine yakın, karga tulumba sarayın yolunu tutan Tıkandı Baba, telaşlanır. “Bir suç işlemiş olmalıyım ama ne suç işlemişimdir ki” diye derin düşünceler içinde huzura çıktığında, neredeyse bayılmak üzeredir. Bu vaziyete padişahın kalbi dayanmaz ve siniri merhamete döner. Sultan olanı biteni anlattığı vakit, Tıkandı Baba şaşkınlıklar içinde sultanınn ayaklarına kapanıp, dua eder, şükürler etmeye başlar.

Padişah, Tıkandı Baba’ya bir hak daha tanımayı istemiş ve doğruca hazine-i hassa (sultanların şahis hazineleri)  odasındaki altın ve mücevherlerle dolu sandıklardan birinin huzuruna getirilmesini emreder. Sandık gelir. Sultan Mahmut, selamlık dairesinin çini sobasının altını yoklayıp küreği eline alır ve:

— Al şu küreği! Sandığa daldır. Kürek ne kadar alırsa hepsini sana bağışladım, der.

Tıkandı Baba, makus talihinin böyle biteceği muradına muvafık harekatından fazlasıyla heyecanlanır. Sevinçten elleri, ayakları titreye titreye küreği sandığa daldırır. Bir süre iteleyip çalkalar ve itinayla kaldırsa da küreği sandığa ters dalmıştır ve ancak küreğin sap kısmındaki bir tek kızıl altınla çıkar. Tıkandı Baba düşüp bayılır. Şair ruhu taşıyan  padişah II. Mahmut ise o tarihe geçen sözü söyler:

—— Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut