Yahudiler II

Yahudiler, asırlar boyu vatansız yaşamış, asırlar sonra ölü dinlerini ve ölü dillerini tekrar dirilten, her ne kadar uygulamış olduğu politikalar ve tarihleri sebebiyle sevilmeseler de takdir edilesi bir millet olmuşlardır. Yahudiler, topraklarının MÖ 7. Yüzyılda Romalılar tarafından işgal edilmesi ve sürgün edilmelerinden sonra 1948’e kadar vatansız, başka ülkelerin topraklarında sığınmacı olarak yaşadılar.

Yahudiler, günümüzde en güçlü ve otoriter topluluk olarak değerlendiriliyorsa bunun sebebini asırlar boyu devletsiz yaşamlarının altında aramak gerekir. Yahudilerin müthiş bir kültür sahiplenmeleri vardı, üzerindekini yüzyıllar geçse de kültürlerini, özlerini unutmadılar. Filistin topraklarına göç ettikleri zaman tüm Yahudiler tek bir bilinç içindeydiler: Vatanlarını ilelebet ve bir daha yıkılmamak üzere muhafaza etmek. Zira bu vatanlarını kurmak için çok uzun yıllar beklediler, soykırımlara ve katliamlara uğradılar. Ezilmiş bir kimlikten kurtulan Yahudiler, devletlerini kurduklarında artık diledikleri gibi dünya siyasetinde ve kendi içlerinde etkin olabilecek ve kimse eskisi gibi onlara karışma imkanı elde edemeyecekti.

Öte yandan Yahudilerin bu birlikteliğinin ve aynı bilinç etrafında toparlanmalarının altında yatan diğer bir etken de dindi. Yahudiler, dinlerini diğer semai dinler gibi evrensel değil sadece İsrailoğulları’na mahsus bir din olarak gördüler. Evrensel değil milliyetçi olarak tanımladıkları dinleri sayesinde milli benliklerini ve değerlerini din kisvesi altında muhafaza etmeyi başardılar. Başka milletlerin ve insanların Musevi olmalarına olanak bırakılmamıştı. Bu konuda Museviliği tarihte ilk ve tek benimsemiş tek kavim olan olan Hazar Türkleri ayrı bir önem taşımaktadır. Bu önem, Rusların tarih sahnesine çıkışı ile doğrudan alakalıdır.

Sığınmacı olarak yaşadıkları neredeyse çoğu ülkelerde istenmeyen kavimler olarak ilan edildiler. Bu konuda Osmanlılar’ın hakkını teslim etmek gerekirdi. II. Bayezit’in Endülüs’lerle beraber İspanyollar tarafından katledilen Sefarad Yahudilerini gemiyle Selanik, İzmir ve İstanbul gibi önemli şehirlere yerleştirmeleri tarihte Yahudilere açılan en büyük şefkat kapılarından biriydi.

Öte yandan Yahudilerin istenmeyen millet olmaları konusunda 1917 Büyük Selanik Yangını da yine büyük önem taşımaktadır. Balkan Savaşlarından sonra iyice Balkanlar’da hakimiyetini iyice kaybeden Osmanlı, Yunanlılar üzerindeki tüm etkinliğini de kaybetmişti. O zamana kadar Musevilerin diyarı olarak bilinen Selanik’in Musevi yerleşim birimleri, bir rivayete göre Yunan Hükümeti tarafından çıkartılan bir yangınla kül olmuştu. Yahudiler’in istenmeyen kavim olmalarına bu olay en büyük örneklerdendi.

Yahudilerin tarihi ve uluslar ve kavimler nazarında yerini, seriler halinde yazmaya devam edeceğim. Üçüncü yazımda görüşmek üzere. Hoşçakalın.