Kısaca: II. Abdülhamid Dönemi Osmanlı Dış Politikası
II. Abdülhamit dönemi dış politikalarını incelemeden önce elbette dönemi oluşturan şartlara değinmek gerekmektedir. Fransa’da başlayan ideolojik fikir akımlarının Osmanlıya yansımaları bekleneninden çok daha sarsıcı olmuştur. Her milletin kendi kaderini tayin etme düşüncesi, Osmanlı’nın Balkanlar üzerindeki hakimiyetini giderek zayıflatmıştır. Yine Kanuni zamanına kadar uzanan Fransa ile Osmanlı dostluğu, devrimin getirdiği hükümet değişiminin ardından bozulmaya yüz tutmuş, Napolyon’un Mısırı işgal etmesinin ardından tamamen bozulmuştur. Viyana Kongresi, Napolyon’un Avrupa’ya yönelik tehditleri için toplanılsa da kongrede Osmanlı’nın toprak bütünlüğü ve ülkelerin buna müdahalesi konuşulmuştur. Bunun neticesinde birçok ülke Osmanlı üzerindeki planlarını gerçekleştirmek için yapay bir şark meselesi gündeme getirmiştir. Sanayi Devrimi ile Avrupalı devletlerin giderek güç kazanması ve Osmanlı’nın bu güçler içerisinde denge kuramaması ekonomik yönden zayıflamasına da sebep olmuştur.
Tüm bunlara bakıldığında görünüyor ki II. Abdülhamit dönemi iç ve dış siyasetinin alt yapısı oldukça karışıktır. II. Abdülhamit, göreve geldikten kısa bir süre sonra 14 Şubat 1978 tarihinde 93 harbi olarak adlandırılan 1877-78 Osmanlı Rus Harbi’ne engel olamadığı ve Osmanlı Devleti’ni ciddi bir krize sürüklediğini düşündüğü meşruti yönetimi feshetmiştir. Bu çerçevede II. Abdülhamid daha çok kendi görüşlerine dayanan bir dış politika anlayışı geliştirmiştir. Yine bu dönemde Almanya’nın kıta Avrupası’nda önemli bir siyasi ve askeri güç olarak ortaya çıkması sonucu Osmanlı ve Almanya arasında yakın ilişkiler kurulmuş, II. Wilhelm zamanında ikili ilişkiler önemli ölçüde gelişmiştir. Bu noktada Abdülhamid’in kişiliğinin de devletin dış politikasına sirayet ettiğini belirtmek gerekir. Sultan, ülkenin dönemin yabancı güçlerinin hedefi olduğuna vehmedip, ülkenin her bir tarafında söz konusu bu güçlerin ajanları olduğuna dair kesin bir inancı bulunmaktaydı. Birçok tarihçiye göre paranoya boyutunda olan güvensizlik duygusu padişahın karar alma süreçlerinde tamamen kendi başına hareket etmesine yol açmıştır. Bu durum söz konusu dönemin dış politikasının tamamen Abdülhamid endeksli yorumlanmasına sebebiyet vermiştir.
Bu dönemde ayrıca, Abdülhamid’in kendi kişiliğinden kaynaklanan nedenlerden de ötürü Osmanlı Devleti diğer Avrupa devletlerine karşı duyduğu güvensizlik nedeniyle Almanya’ya yakınlık göstermiş, bu ilişkiler II. Abdülhamid dönemi dış politikasının seyrini belirlemiştir. Öte yandan II. Abdülhamid, Avrupalı devletlerin kendi aralarında baş gösteren ve özellikle ekonomik alanda etkinliği koruyan rekabetten yararlanarak söz konusu bu devletlere karşı bir güç dengesi siyaseti uygulamaya başlamıştır. Bu politikalar kapsamında II. Abdülhamid, Balkan devletlerinin Osmanlı Devleti’ne karşı özellikle Rusya destekli bağımsızlık hareketlerini engellemek için yine Balkan devletlerinin kendi aralarındaki ihtilaflardan yararlanmıştır. Ancak gerek ordunun gerekse Balkanlardaki siyasi yapılanmaların eksikliğinden dolayı Abdülhamid, yabancı devletlerin de bu konuda desteğini almak istemiştir. Güç dengesi politikası kapsamında Osmanlı Devleti, Rusya’ya karşı İngiltere’nin desteğini almak için 4 Haziran 1878 tarihinde Kıbrıs’ı İngiltere’ye kiralamıştır. İlerleyen süreçte Osmanlı Devleti, Fransa’nın Mısır’a olan ilgisini bildiğinden dolayı İngiltere ile Fransa’yı Mısır meselesinde karşı karşıya getirmiştir. Yine aynı şekilde Abdülhamid, Basra Körfezi ve Ortadoğu’da Almanya ile İngiltere’yi karşı karşıya getirmeyi planlamıştır. Ancak Fransa’ya karşı politikaları ise İngiltere’ye göre daha yumuşak olmuştur. Fakat Reval Görüşmelerinden sonra dengeler daha da değişmiş, İngiltere’nin kazanımları artmıştır. II. Abdülhamid’in Almanya il kurmuş olduğu ittifakın doğal bir sonucu olarak Osmanlı Devleti Almanya’ya ülke içerisinde önemli tavizler vermiştir.
II. Abdülhamid, Rusların Balkanlarda izlemiş olduğu Panslavizm politikalar karşısında, ülkenin de dağılmasını önlemek amacıyla Panislamizm bir politika izlemeye gayret etmiştir. Bunun yanı sıra II. Abdülhamid, söz konusu dönemde ayrılıkçı hareketler izleyen Araplara karşı da halifeliğin gücünü kullanmak istemiş ve bunda da önemli ölçü de başarılı olmuştur. Tazimat ve Islahat Fermanının yayınlanmasında Avrupalı devletlerin büyük etkisi olmuştur. Bu minvalde II. Abdülhamid döneminde söz konusu reformlar karşısında Avrupalı devletler Gayri Müslimlerin siyasi ve sosyal haklarının bulunmadığını ifade ederek Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etmeye teşebbüs etmişlerdir. Bu noktada yabancı devletler Ermenileri Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtmaya başlamışlardır. II. Abdülhamid dönemi, genel hatları itibariyle Osmanlı Devleti’nin uzatma devresidir. II. Abdülhamid güç dengesi siyaseti uygulayarak İmparatorluğun mümkün olduğunca geç dağılmasını sağlamak istemiştir. Bu çerçevede dış politikada genel olarak yabancı devletlerin aralarında anlaşmazlıklardan yararlanarak devlete diplomatik alanda kısmi manevralar yapabileceği alanlar yaratmıştır. Abdülhamid enformasyonun devletler nazarında oynadığı kritik rolü kavramış ve bu çerçevede ‘’Avrupa Güç Politikaları Bilgi Merkezi’’ ni kurmuştur. Söz konusu bu kurum yabancı ülkelerin basın yayın organlarını yakından takip etmiş ve bu haberleri tercüme ederek devlete önemli bir istihbarat kaynağı sağlamıştır. Abdülhamid’in bu politikaları özellikle tahttan indirildikten sonra daha net olarak anlaşılmıştır. Nitekim kendisinden sonra gelen İttihat ve Terakki yönetiminin derinliksiz politikaları sonucunda Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşına girmiş ve bu savaş Osmanlı Devleti’nin sonunu getirmiştir.
