Açgözlülük İnsanın Doğası Gereğidir

Azla yetinmek gerekir çoğu zaman. Elinde olanın kıymetini bilmek, elde olanla yetinmek durumunda kalmak, çok iken müşkül duruma düşmekten daha iyidir. İnsan aç bir canlıdır. İster, ister ki daha çok olsun. Birken on olsun; onken yüz olsun, yüzken bin olsun ister. Hayatı minimalist yaşamalıyız diye bir sloganla karşınıza çıkmak gibi bir amacım yok zira insan hayatını maksimal bir boyutta deforme edebilir ve tekrar yorumlayabilir. Bu kişisel bir tercihin yansımasıdır.

Azla gerekir iktifa. İktifa etmek demek, çoğun ne demek olduğunu bilmek demektir. Çoğun aslında neleri içinde barındırdığını görmek anlamı da çıkartılabilir altını biraz kazıyınca. Bazen bazı insanlar görürsünüz çoğa laf ederler, büyük ihtimalle çekemezler birinde gördükleri fazlalıkları. Bu aptalca bir yaklaşımdan öteye giymeyecek zavallılık göstergesidir ve hepimiz böyle insanlar ile karşılaşmışızdır. Sanki birşey ya da bir mertebe, sadece bir kişinin hakkıymış da biri öbüründen zorla almış gibidir. Halbuki liyakat denilen bir durum var ve herkes hak ettiği kadarını olur. Toplumsal düzendeki aksaklıkların tamamı haksız hak edişlerin rakamsal olarak artmasından kaynaklanır.

Aç gözlülük insanoğlunun var oluşundan beri büyük bir sorun olmuştur. İnsanın olduğu her yerde açgözlülük vardır ve bu insanın vahşi doğasının bir tezahürüdür, bastıramadığı içgüdülerinin dışa vurumudur. Hayatta kalmak ve hayatını iyi ya da kötü şartlar altında, bir şekilde devam ettirmek isteyen insan açgözlülük yetisini geliştirmiştir. Açgözlülük bir binaydı ve her insan bu binaya bir taş koydu ve sonunda bina tüm evreni kaplar oldu. Tarım Devriminden önce insan avcı-toplayıcı bir yaşam tarzına sahipti. Günü geçirmek için birtakım faaliyetlerde bulunan insanoğlunun tüm çabası vahşi yaşamla mücadele etmek ve hayatta kalmaktı. Doğal seleksiyonun da etkin rol oynaması ile zayıflar ve güçsüzler yarıştan çekiliyor maratona en güçlüleri devam edebiliyordu. Açgözlülüğün temeli buradan gelmektedir. İnsan bu duygusunun temelini burada atmıştır.

Açgözlülük, insanın doğasında olan birşeydir. Stoklama eğilimi ise tamamıyla bununla ilintilidir. Depolarda fazla fazla birikmiş her türden yiyecek, içecek, giysi, alet ve edevatlar sadece ve sadece insanın yaşamsal faaliyetlerini tehlikede görmesi sonucu ortaya çıkan eylemlerdir. Gerekli olanın bu olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Eğer biz insan olduğumuzu düşünüyorsak ki öyle, kesinlikle ama kesinlikle bu ve bu gibi insanların belirli bir düşünce çerçevesinde ortaya attığı mantıklı argümanlara ihtiyacımız var.

Özetle anlatmak istediğim şey, açgözlülüğün insanın doğası gereği olduğudur. Hepimiz sonuçta açgözlüyüzdür. Hayatımızı devam ettirmek için de açgözlü olmaya ihtiyacımız var fakat açgözlü olmanın düğmesine sadece hayati fonksiyonlar tehlikeye girdiğinde basılması gerekir. Günümüzde ise açgözlü olmak, eski yaşamdaki gibi avcı toplayıcı olmayan bir düzen tedavülden kalktığı için gereksiz ve yersiz bir tavırdan ibarettir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre üçgenin tabanı temel fizyolojik ihtiyaçlardır. Modern toplumun getirdiği en büyük katkılardan biri ise üçgenin sert ve geçirgen olmayan en alt tabakasını yumuşatmış ve daha geçirgen bir hale çevirmiş olmasıdır.

(Depolama örneği aklıma gelen ilk örnek olduğu için insanın açgözlülüğünü bunun üzerinde anlatmaya çalıştım.)

Hayvanlardan Tanrı’lara Saphiens adlı Yuval Noah Hareri’nin kitabında bu konuyla ilgili detaylı açıklamalar mevcut. Tarım Devriminden insanlığın geldiği son noktaya kadar geniş bir yelpazede insanın evrelerini, düşünce mekanizmalarını inceleyen bu şaheser niteliğindeki eseri okumanızı şiddetle tavsiye ederim.