Ali Lidar, Bir Enteresan Adam

Uysal bir fon müzik, sakin bir kafa, umursamaz düşünceler, salvolu hayaller ve loş bir ortamda en iyi yapılacak şey hafif çatallı bir sesten şiir dinlemek olurdu kimi zaman. Hiçbir şeyi umursamadığınız anlarda; ne itiraf edilememişlikleri, ne karşılıksız sevmeleri, ne yaşça büyük birisine aşık olmayı, ne kavuşamamayı ne de ayrılmaları düşündüğünüz saatler, dakikalar olur. Gözünüzü kapatıp sadece akışa katılmak istersiniz. Bu düşüncelere Ali Lidar iyi gelecektir eminim. Ali Lidar, bir enteresan adam. Şiirleri, sözleri, kendisi…

Ah Muhsin Ünlü tarzı şiirleriyle şimdiden kendisinden söz ettiren başarılı şairin sesinde kendimden bir şeyler bulmuyor değilim açıkçası. Yeni şairleri keşfetmek gerekir ölmeden, yitip karışmadan: Ve şiir her zaman anlaşılmak ya da anlamlı sözlerle kurarak bir bütün oluşturmak olarak algılanmamalı. Örneğin ilahi adaletle, diyalektiği bir insan nasıl bağdaştırabilir? Ya da sevmekle, Kyoto sözleşmesini?

Buradan çıkaracağımız yegane anlam; şiirde her zaman mükemmel benzetmeler, hayranlık uyandıracak kafiyeler, redifler, cinaslar, tunçlar gerekmezmiş. Şiir bazen bir sözün kalbi deşmesi diğer sözün ufku genişletmesi, bir sözün çocuklar gibi sevindirmesi demekmiş. Şiir kelimeler bütünü değil, kelime kelime bir bütün demekmiş.

Ali Lidar, bana bunu öğretti kısaca. Her yazardan ve her şairden bir şeyler öğrendim. Orhan Kemal’dan Çukurova’yı, Cengiz Aytmatov’dan savaşın çirkinliğini, Zülfü Livaneli’den aşkı, Didem Madak’dan sevmeyi, Erdem Beryazıt’tan Anadolu’yu, Nazım Hikmet’ten umudu öğrendim. Ali Lidar’dan ise sakinliği, monotonluğu ve rahat bir yaklaşımı öğrendim hayata. Farklı cümleler kurmayı öğrendim mesela:

Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı. Kötü kitaplar okumak, kötü yaşamak gibidir derdi. İyi kitaplar okudum. Bi b*ka yaramadı.

Böyleydi Ali Lidar. Umarım bu zor ve meşakkatli yolda bahtı açık olur. Kalemi körelmez bir ömür boyu.