Doğu Medeniyeti İnsanı Yalnız Kalmayı Sevmez

Doğu ve batı medeniyeti arasındaki temel farkları önceki yazımda yazmıştım. Nedense bu iki kültürü mukayese etmekten büyük bir keyif duyuyorum. Mükemmel bir şey; bir şair ya da yazar için bitmek tükenmek bilmeyen büyük bir hazine. Tanzimat’la başlayan bu süreç günümüzde bazı yazarlar tarafından da hala devam ettirilen büyük ve zevkli bir konu. Ortada tarih ve kültür denilen önemli bir malzeme var çünkü. Şimdi ise doğu medeniyeti insanının yalnız kalmaya olan nefretinden ve yalnız kalmayı sevmemesinden bahsetmek istiyorum sizlere.

Bir masada kendi başınıza kahvaltı yapabilir ya da bir kolayı kendiniz içebilirsiniz, saklarsınız ya da atarsınız dolaba; soğur, daha da tatlı bir şekilde içersiniz kolanızı. Ama yuvarlak bir yer sofrasında kendi başınıza bir yemek yiyemezsiniz ya da bir demlik çayı kendiniz içemezsiniz. İçersiniz ama dolaba saklayamazsınız ya da daha sonra ısıtıp içemezsiniz çünkü bayatlar. Eski tazeliğini kaybeder fakat bu kolada yoktur. Doğu medeniyeti yuvarlak bir yer sofrası ve bir demlik çaydır; Batı medeniyeti ise dikdörtgen bir masa ve bir kola şişesidir.

Eskiden hatırladığım şimdilerde ise gördüğümde duygulandığım bir gelenek vardır. Bir misafir eğer yemeğe gecikmişse daha sonra ona küçük bir yer sofrası açılır ve yanına da bir kişiyi daha verirlerdi. O kişi daha çok evin küçüklerinden ya da en büyüklerinden olurdu. Mahsustan da olsa yemekten bir iki kaşık alır, misafirin yemeğini bitirmesini beklerdi. Doğu medeniyeti insanları yemek yerken bile yalnızlıktan nefret eden insanlardır.

Şimdilerde şuna tanık olmaya başladım. Evde bir televizyon varsa, o televizyon susmuyor nedense. Telefona gömülsek de o televizyonun açılması gerekiyor. Özellikle evde kimseler yoksa televizyon o görevi tek başına üstleniyor. Yeter ki bir ses etsin ve sana yalnız olmadığını hissettirsin. Doğu medeniyetinde ses çok önemli. Kesinlikle bir hanenin sesi olmalı, cıvıltısı ya da bir sesli varlığı. Örneğin bu yüzden doğunun çocuk nüfusu batıya göre hep fazla olmuştur. Bir çocuk demek bir ‘ses’ bir ‘cıvıltı’ demekti.

Örneğin yanımızda hep birileri olsun isteriz. Yalnızlık nedense bize ürkütücü gelmiştir. Bir yere giderken birilerinin de bize eşlik etmesini, beraberimizde gelmesini isteriz. Bunun nedeni öz güven eksikliği değil de daha çok kendi başına yapılan işlerin altından tek başına kalkılamayacağı korkusu, en azından birilerinin de görüşü alınmasının faydasının olacağı düşüncesidir. O yüzden Doğu medeniyeti insanının her zaman güvendiği birileri olur. Yalnız kalmayı göze alamadığı için yalnızlığını bir ömür örtecek birilerini ömrü boyunca arar ve yine Doğu insanı, o kişi için her türlü yolu gitmeyi kendisine uygun görür; kırar, döker, ölür, kalır…

Mantıksız bir eylem gibi gelebilir ama Doğu insanı, canlı birilerini dahi arar hayatında. Mesela bir köpek, kedi ya da kuş. Ve bu hayvanlara gereksiz bir ilgi duyar. Köpeği kapısına bağlar, kediyi evine alır, kuşlarına bir kafes ya da evinin çatısında bir kümes yapar ama o hayvanlar da yalnızlığını biraz daha ötelemek içindir kendisinden öteye.