Başörtüsü Yasağı Üzerine

 

Öncelikle bu yazı Doğrusuyla ve Yanlışıyla bir Proposition Paper Örneğidir.

Günümüzün en çok tartışılan ve gündemi son derece meşgul eden başörtüsü konusunda sessiz kalmamayı ve bu konuda görüşümü bildirmeye kendimi zorunlu gördüm. Başörtüsü yasağı ve yasak durumunun kalkması konusundaki görüşlerim aşağıdaki gibidir.

Ülkemizde başörtüsü konusu 1980’li yıllarda alevlenmiş sonrasında azalmış ve 28 Şubat süreci ile tekrar alevlenmeye başlamıştır. (1) Başörtüsü yasağını destekleyen görüşe göre bu irtica ve gericilik demek oluyordu. Aynı zamanda başörtüsü devlet kurumlarında veya özel kuruluşlarda bir imgedir. Bu imge çoğu zaman İslam ve dolayısıyla da gericilik ile itham olunur. Bu irticai hareketin bir parçası konumundadır. Yine başörtüsü yasağını savunan görüşe göre laik bir devletin kurum ve kuruluşlarında veya özel kurum veya kuruluşlarında başörtüsü takmak laikliği zedeleyen bir durumdu. Ve başörtüsü takmak toplumun genelinden kendini soyutlamak demekti. Başörtüsü takmak bu görüşte olan azınlıkta kalmış bir gruba göre bir kusuru örtmek için kullanılır ve başörtüsü veya çarşaf her açıdan takan insanların kendini başka bir kategoride değerlendirmesine sebep oluyordu. Yine azınlıkta kalmış bir gruba göre başörtüsü çağdaşlık ve modernliğe deyim yerindeyse bir çelmeydi, engeldi. Dolayısıyla başörtüsü veya çarşaf takan insanlar kısaca irticacı, muhafazakar, şüpheli ve anormal insanlardı.

Ben tamamen bu görüşlerin hepsinin dışında olduğumu bildirmek isterim. Çünkü Türkiye aksine laik bir ülkeydi ve insanlar propaganda yapmadığı taktirde istediği dini yaşar, istediği dini ayinlere katılır, istediği ritüellere iştirak eder veya dini sembolize eden herhangi bir elbise, takı veya özel birtakım giysiler giyebilir ve istediği gibi dolaşabilirdi. Müstehcenlik, propaganda, ya da misyonerlik içermediği müddetçe kısaca insanlar dilediği gibi takınır, giyinir veya dolaşabilirdi. Ve aksine başörtüsü bir kusuru veya engeli göstermemek veya ondan utanmak değildir aksine İslam dininin bir ritüeli olarak ve ziyadesiyle bir emir olarak inanan kadın müslümanların yüzlerini, saçlarını ve çenelerini kapatacak şekilde bir örtü olmaktan başka birşey değildi başörtüsü. Son zamanlarda ülkemiz sınırlarında meydana getirdiği felaketlerle tüm dünyanın tepkisini çeken DAEŞ ve El Nusra gibi merkezine dini öğeleri koyan terör örgütlerinin İslamı temsil ettiğini düşünerek müslüman kadınlara taktıkları başörtüsü sebebiyle ağır ithamlar tamamen bir lüzumsuzluk ve argüman kabızlığından ileri gitmeyecek seviyede bir bocalamadan, saçmalamadan gereksiz ithamlardan başka bir şey değildir. (2) Kapanmak ve başörtüsü takmak DAEŞ ve El Nusra’nın sembolü değildir aksine İslamın 1400 yıllık bir ilahi emridir. Öte yandan başörtüsü çağdaşlık ve modern dışılık değildir ve üstelik günümüzün algı duvarları arasında sıkışan, anlam yozlaşması yaşayan muhafazakarlık kelimesi ile de alakası veya en ufak bir ilgisi yoktur. Çünkü muhafazakarlık geçmişe ait olma değil geleceğe yatırım yapmaktır. İnşa edilmek istenen Türk toplum yapısı modern ve çağdaş bir yapı olmalıdır fakat bu başörtüsü tarafından engelleniyormuş ya da İslam kisvesi denilen bir olgu tarafından sansürlenilmesi gayri ahlaki ve asıl çağdışılıktır. Geçtiğimiz yıllarda kamu kurum ve kuruluşlarında başörtüsü yasağını kaldırmayı öngören kanunlar yürürlüğe girdi ve yine geçtiğimiz haftalarda başörtüsü polis ve güvenlik sorumluları için bir yasak olmaktan kanun vasıtası ile çıkmış oldu. (3) Öncelikle başörtüsü yasağının önceden kamu kuruluşlarında böyle bir yasağın olması açıkça söylemek gerekir ki milletimizin ve devletinizin en büyük ayıplarındandı. Üye olmaya çalıştığımız ve yıllardır kapısında bekletildiğimiz Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunda dahi başörtüsü bir imge veya çağrışıma getirilmeden, yasaklanmadan veya hor bakılmadan kamu ve özel sektörlerde özgürce giyilmekte ve bu dinin gereği olduğundan oldukça saygı gösterilen bir konuma sahipti. Son yıllarda artan islamafobi ile değişen Avrupa dinamikleri ile bu hassasiyet zedelenmiş durumda. Mevcut haliyle bile Avrupa’nın başörtüsüne bakışı ülkemizden gömlek gömlek üstündür. Şunu kabul etmek gerekir ki %90’ı müslüman olan bir ülkede böyle bir algı bozukluğu hayret edilesi bir durumdur. Diğer bir algı yanılsaması ise başörtüsünün laikliğe aykırı bir davranış olduğudur. Oysa laiklik tamamen özgürlüğe dayalı bir sistemdir ve başörtüsüne karşı en ufak bir kısıtlama hakiki manada laikliğin zedelenmesine yol açar.

Ülkemizin uzun yıllar tartıştığı, yıllarca üzerinde kafa yorduğu, ülke sokaklarında istisnasız her gün tartışılan bu konu hepinizin bildiği üzere geçtiğimiz günlerde tekrar bir tartışma konusu olmuş ve ülke gündemini meşgul etmiştir. Her inançtan insanın dinini veya inanışını yaşamasına müdahil olmamakla birlikte, kişilerin kendi dininin emri olarak yerine getirdikleri ritüel, adet gelenek ve ayinlere de hiç bir suretle taraftar veya aleyhtar bir politika izlememeliyiz. Ülkemizi hep beraber, kardeşçe ayağa kaldırmak için herşeyden önce böyle küçük meselelere takılmamak, üzerinde durmamak ve olayları çarptırmayan rasyonel düşünceyi temel almalıyız. Yine herşeyden önce ülke ve haklar birbirine saygılı olduğu müddetçe baki olabilirler. Ben sevgiden ziyade saygının tüm engelleri kaldıracağı kanaatinde olduğumu her defasında vurguladığım gibi bu konuda da azim ve kararlılıkla vurguladığımızı belirtir ve arkasında durduğuma dikkat çekmek isterim

Kaynakça:

(1) http://www.aljazeera.com.tr/dosya/turkiyede-basortusu-yasagi-nasil-basladi-nasil-cozuldu

(2) https://www.google.com.tr/amp/s/onedio.com/amp-haber/561058

(2) https://www.google.com.tr/amp/www.bbc.co.uk/news/amp/39053064