Nuşirevan Adaleti

Sasani hükümdarı I. Hüsrev, nam-ı diğer Nuşirevan, dünyanın en adaletli hükümdarı olarak tüm dünyaca kabul görmüş olan devlet adamı. Önceki yazılarımda bahsettiğim gibi Hz. Ömer’in ‘Ben ondan daha adaletliyim’ dediği de rivayet olunur ki yanlış değildir. Hz. Ömer de Nuşirevan da adaletliyle ün salmış iki devlet adamıdır. Bir hikaye ile Nuşirevan’ın adaleti ve büyüklüğü üzerine değinmek istiyorum. Buyrun;

Birgün Nuşirevan ve kurmayları, devlet adamları, beyler, görevliler ve askerleri av partisine çıkarlar. Avlandıktan sonra sıra etleri kebap yapmaya gelir fakat hikayeye göre ekipteki malzemeler arasında tuz bir türlü bulunamaz. En sonunda Nuşirevan askerlerden birini yanına çağırır ve yakınlardaki bir köyden tuz getirmesini söyler. Genç asker tam sırtını dönmüş köye doğru hareket ederken Nuşirevan ona şu sözleri söyler;

-Tuzu padişah istedi diye veresiye alma, ücretini öde öyle al; al ki bundan sonra padişah ve beyler av partisine çıkıp kebap ve et pişireceği sırada tuzu unuttuklarını anlarlarsa, yakın köylerden bedavaya tuz almaları bir gelenek olmasın. Köy de talan olmaktan kurtulsun.

Nuşirevan’ın bu sözüne bir süre anlam vermeyen kurmayları bir müddet durur ve genç arkasını döndükten sonra Nuşirevan’a şöyle derler;

-Bu küçücük istekten ne kadar zarar çıkabilir? Eni konu bir tuz koca köyün yıkılmasına nasıl sebep olur ki?

Nuşirevan bu soruyu yönelteceklerini kestirmiş bir vaziyette kurmaylarına döner ve şunları söyler;

-Önceden zorbalığın ve zulmün binası (duvarı) alçaktı. Her padişah, her bey ve her yetki sahibi o duvarın üstüne bir taş daha koydu. Duvar büyüdü ve dünya zulümle dolup taştı.

Evet hikmeti çok yüksek bir hikaye. Anlamak çok önemli. Bir hükümdar şayet köylünün bahçesindeki bir tane elmayı zorla yemeyi münasip görürse, emri altındaki beyleri, köleleri veya yetkilileri o elma ağacını kökünden sökmeyi, elma ağacını talan etmeyi kendilerine uygun görürler.

Padişah kümesten sadece üç yumurtayı güç kullanarak, aç gözcülük yaparak yemeyi kendine uygun görürse, emri altındakiler üç bin tavuğu şişe geçirip yemeyi kendilerine münasip görürler. Kısacası padişahın ufacık zulmü veya zoru, kat ve kat büyük ve daha zararlı felaketlerin sebebi olur.