Didem Madak: Bin “Ah”ının Hakkı Toprağa Kalan Şair

Sitemizdeki 4. Didem Madak yazısını okuyorsunuz. 4 bin tane daha yazı yazsak dahi kimse Didem Madak’ın bir dizesini bile yazamaz gibi. Başka, bambaşka bir şair. Hani kadın şairler farklıdır da Didem Madak daha bir başkadır. İnsanın yüreğine dokunur mısraları. Kimi zaman elbisesi çamurlar içinde kalmış bir çocuk olursunuz, kimi zaman dertleri okyanusa sığmayan bir yetişkin. Ama bilirsiniz ki bu mısraların sahibi Didem Madak’tır. Ondan zarar gelemeyeceğini bilirsiniz. Mesela bir anne özlemi uyanır içinizde. Olmayan bir sevgilinin hayali, güzel günlere inanan bir heves olur, bir delik açılır kalbinizde.

Bazen düşünürüz, “bazı kelimeler nasıl bir araya gelir de insanı bu derece etkiler?” Didem Madak, hepimizin bildiği ve kullandığı kelimeleri alır, onları gökyüzüne çıkarır, edebiyat süzgecinden geçirir ve bizlere sunar. Öyle ustaca sunar ki kelimelerini, servisine hayran kalırsınız.

Kelimeler albayım, kelimeler… Bazı anlamlara gelmiyorlar demişti Oğuz Atay. Didem Madak’ı görseydi “gelir” derdi: Kuşkusuz gelir.

Bir anne, bir eş ve kocaman yüreğe sahip bir şair. Kendi deyimiyle “kazanlar dolusu çorba kaynatsa” kimsenin mutsuz olabileceğine ihtimal vermeyen bir incelik abidesi. Minimalist, küçük şeylerden kocaman mutluluklar çıkarabilen, uğruna ağlanılası mükemmel ötesi bir değer.

Kolon kanserine yenik düştüğü gün, Amy Winehouse’ın ölümüyle aynı gündü. Pek sesimiz çıkmadı. Ardında tüm dünya insanlarına miras kitapları kaldı, şiirleri kaldı. Ve bir de canından çok sevdiği kızı.

Hani, ölümler üzücüdür de bir kadın şairin ölümü, hele de erken ölümü ayrı bir üzücü. Nilgün Marmara, Füruğ Ferruhzad gibi Didem Madak da bizi, edebiyatseverleri derin bir üzüntüye boğmuştu. Bize düşen onu ve şiirlerini, heyecan ve mutluluklarını daim yaşatmak olacak.