Filistin Meselesine Kısa Bir Bakış

Topraklarından vazgeçmek, toprağı terk etmek, yılmak veya pes etmek istilacı güçlerin en çok arzuladıkları şeydir. İntifada ile artan Filistin’deki direnişlerin temelinde yatan asıl gerçek budur: Düşmana küçük görünmemek. Asıl ölüm siz topraklarınızdan göçünce gerçekleşir.

1948 yılında kurulan İsrail’in, sayılarından hayli fazla olan Arap halklarını nasıl sindirdiklerini anlatmaya gerek yok. Haritalardan öğrendiğiniz kadarıyla İsrail her yıl topraklarına bir yenisini daha ekliyor. 1948 yılındaki İsrail haritasıyla 2017 yılındaki İsrail haritası arasında gözle görülür derecede fark var.

Filistin topraklarında açtıkları yeni yerleşim birimleri sayesinde bölgedeki Filistinlileri her geçen yıl biraz daha sindirmek ve varlıklarını kabul ettirmek isteyen İsrailliler bu yolda kendilerine engel olacak her türlü pürüzü, yine kendilerine göre haklı sebeplerle yok ettiler. Bundan yüzyıl önce, Balfour Deklarasyonu (1917) ile başlayan süreç bugüne kadar kusursuz ilerledi. Büyük İsrail projesi çerçevesinde Fırat ve Dicle’nin batısından Nil Nehri doğusuna kadar olan toprakların tamamını ele geçirmek için İsrailliler var güçleriyle çalıştılar. Bölgenin en güçlü ülkelerinden biri haline gelen İsrail bu süreçte birçok Arap devleti ile savaşmış ve bu savaşlarda ezici bir üstünlük kurmuştur.

Arap nüfusu, İsrail nüfusundan kat kat fazla fakat İsrail politikası gereği nüfusu salt çoğaltmak yalnız başına yeterli olmayacaktı ve asıl önemli olan kural her biri bilinçli bireyler olan toplum inşa edebilmekti. Nüfusları bir İstanbul nüfusu kadar etmeyen İsrail, Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülkelerin başında geliyordu son yıllarda. Artan siyasi krizler ve Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı, iki ülke arasında hala çözülemeyen bir sorun durumda. Son açıklamalarla birlikte İsrail’in özür dilemesi ve tazminat ödemesi sağlanmış olsa da iki ülke arasındaki gelişmeler artık eskisi gibi değil.

Bölgedeki direnişler Yaser Arafat ile ciddi şekilde arttı ve Filistinliler zamanında parayla satmış oldukları toprakları tekrar almak yerine elde kalan topraklarını silahlarla değil taş ve sopalarla korumaya başladılar. Tam anlamıyla silahsız kuvvetti ve o zamana kadar neredeyse görülmemiş bir taktikti. Şu an her iki ülkede birbirini tanıyor olmasına rağmen İsrail’in Gazze’ye ve Batı Şeria’ya düzenledikleri hava saldırıları, fosfor bombası kullanımı kamuoyunda ciddi yansımalara sebep olmadı. Türkiye dahil birkaç ülkede protestolar, yürüyüşler ve mitingler yapıldı ve bitti. Ne ciddi bir soruşturma ne de kayda değer bir hesap verme olmadı. Gücünü meşru kılmak isteyen İsrail’in kuruluşundan beri tek amacı yerleşik ve sınırları belirli bir devlet kurmaktı. 1948’e kadar devletsiz yaşayan yahudiler, imparatorluklarının Asurlular tarafından milattan önce yedinci yüzyılda yıkılmasından sonra ilk defa bir millet-devlet kurdular. Ve kurdukları bu devlete yüzyıllar boyunca süren devletsizliğin susuzluğunu giderdiler.

Şu an Filistin halkına yapılmak istenen, pes etmeleri, topraklarından vazgeçmeleridir. Filistinlilerin bu hareketi onları belki daha güvenli kılacak fakat hiçbir zaman vicdanen rahat olamayacaklar ve başka bir devlette kral gibi yaşamanın, öz vatanlarında köle olarak yaşamaktan daha rezil bir durum olduğunu ömürleri boyunca unutamayacaklar. İlk nesil böyle pişmanlıklarla, ikinci nesil pişmanlıklarını anlatan anne babanın öğütleri ve anıları ile yaşarlar. Üçüncü nesil ise tamamen efsanelerle büyüyecek. Ve bir toplum, bir millet böyle yok olup gidecek kısaca.