Filistin’e Değil Mezopotamya’ya Yerleşsinler

Filistin topraklarında bir İsrail Devleti kurma fikri Theodor Herzl tarafından Basel’de düzenlenen bir konferansta şekillendi. Aynı zamanda bu konferansın yapıldığı 1897 yılı siyonizmin başlangıç tarihi olarak kabul edilir. Siyonizmin temellerinin yeni yeni atıldığı bu ilk dönemlerde başta İngiltere olmak üzere diğer batılı devletler Yahudilerin Afrika ya da Arjantin gibi coğrafyalara göç etmesi taraftarıydılar fakat siyonistler Aliyah yani Ana yurt Filistin’e göç emelleri doğrultusunda bu fikre şiddetle karşı çıktılar. Daha sonra farklı ülkelerde yaşayan Yahudilerin Filistin topraklarına göç etmesi fikri büyük ölçüde destek buldu.
1882 yılı Filistin’e ilk ciddi Yahudi göçünün olduğu yıldır. Bu tarihten sonra Yahudiler Filistin topraklarına dalga dalga göç etmeye başlayacaklardı. Göçte Rus devlet politikası sonucu ülkede yaşayan Yahudilerin resmi olarak bir göçe tabi tutulmasalar da Filistin topraklarına ilticası büyük göçün en büyük mümessili olmuştur.
Bolşevik İhtilali ve Almanya’da 1933’te iktidara gelen Nazi partisinin Yahudilere yönelik faaliyetleri doğrultusunda da Filistin topraklarına göç söz konusu olmuş ve on binlerce Aşkenaz Yahudisi Filistin topraklarına göç etmiştir.

Siyonist düşüncenin kurucusu Theodor Herzl

 

Göç sonrası Filistin’deki Yahudiler uzun yıllar boyunca yaşadıkları toprakları terk etmemiş ve geçen süre zarfında diğer milletlerden etkilenmiş, asimile olmuş Seferad Yahudileri, Rus ve Almanların despot zulmünden kaçan Aşkenazlar ve dünyanın dört bir yanından gelen Yahudilerden oluşmaktaydı.
İlk ciddi göçlerin yapıldığı 1882 ve Basel Kongresi’nin yapıldığı 1897 yılında Osmanlı tahtında Sultan II. Abdülhamit vardı. Filistin toprakları da aynı zamanda Osmanlı’ya bağlıydı. Sultan II. Abdülhamit süreci endişeyle takip ediyor ve siyonist harekatın Osmanlı için tehlikeli olabileceğini düşünüyordu. İlk reaksiyon siyonist cepheden gelmiş ve Abdülhamit’e Osmanlı Devleti’nin aldığı dış borçların tamamını ödemeyi, (ki bu borçlar 30 milyon İngiliz altınından daha fazlaydı) İmparatorluğun yararına olacak bir deniz filosunun yapımın ve Osmanlı ekonomisine can vermek maksadıyla 35 milyon altını faizsiz borç olarak vermeyi teklif ettiler.
Abdülhamit’in bu teklife cevabı artık hepimizin bildiği bir klişe haline gelmiş ve Abdülhamit bu teklifi şöyle geri çevirmiştir.

 

“Bu meselede (Theodor Herzl) ikinci bir adım daha atmasın. Ben bir karış toprağı satmam. Zira bu vatan bana ait değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmıştır. O, bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kamlarımızla örteriz.

                                                       Abdülhamit’in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan, Timaş Yayıncılık, s.165

 

Evet, bu sokağa çıksak bu kelime kime ait diye sorsak 10 kişiden en az 5’i Abdülhamit diyebilir. Bu mümkün fakat bu tezlere karşılık anti-tezlere de bakmak lazım.

 

Prof. Dr. Vahdettin Engin ve arkadaşlarının titizlikle yapmış olduğu çalışmalar neticesinde Theodor Herzl’in Abdülhamit ile yaptığı görüşmeler doğrulanmış hatta bu görüşmeler 6 yıl boyunca devam etmiştir. Vahdettin Engin’in Osmanlı arşivlerinden çıkardığı belgeler ışığında savunduğu önemli görüş ise Abdülhamit’in meseleyi bir karış toprak vermem diyerek kestirip attığı değil aksine Yahudi Devleti’nin kurulmasına ilişkin gelen heyete ‘Filistine değil Mezopotamya’ya yerleşin’ şeklinde bir cevap verdiği yönündedir.
Herzl’in 16 Şubat 1902’de tarihinde Abdülhamit’e yazdığı mektubu yukarıda desteklenen görüşün destekçisi ve dayanağı konumumdadır;

 

Majesteleri, memleketinde yaşayan Yahudilere gösterdiği âlicenaplığı mazlum ve mağdur durumda bulunan diğer Yahudilere de göstermekte, onları bir peder gibi himaye altına almakta ama toplu olarak bir yerde yaşamalarına izin vermektedirler.
Mektup gayet açık, net bir dille Yahudi Devleti’nin ne şekilde kuralamayacağını, Abdülhamit’in bu konudaki kesin tutumunu açıklıyor: Filistin topraklarında kurulması kabul edilemez !
Engin, aynı zamanda yayınladığı belgelerde yabancı yazarların bu konudaki görüşlerine de yer vermiştir. Buyrun bir de buna göz atalım;

 

Herzl, Yahudiler için ‘toprak’ istememekte, toprak satın almak gibi bir talepte de bulunmamakta, aksine Filistin’de ‘özerk’ Yahudi Devleti’ne izin verilmesini istemekte, Abdülhamit ise Yahudilerin Filistin yerine Mezopotamya’ya yerleşmelerini ama tek bir yerde değil, değişik bölgelerde yaşamalarına sıcak bakabileceğini söylemektedir.

                                             Arjun Sethi, Zionism & The British in Palestine, University of Maryland, January 2007

 

Tüm bu bilgiler ışığında Abdülhamit’in Yahudiler hakkındaki tutumlarında sizce de bir haklılık payı ve ileri görüşlülük emaresi yok mu. Görüşünüz ne olursa olsun her kişi eğer bir işi hakkıyla yerine getirmişse ve bir padişah genelin değerlerinde uyuşmazlık meydana getirmeden görevini tamamlamışsa saygıyı hak ediyordur. Sevgiyi bilemeyiz, sevgi duygusal bir eylem ama saygı rasyonel. Her şey aşikar ve bana göre burada bir onurlu duruş var. Nedir bu onurlu duruş diye sorarsanız eğer, taviz vermemek, vatanı ön planda tutmaktır derim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir