Galatasaray’da Mektepçilik

Son yıllara gizliden gizliye damgasını vuran Galatasaray’daki mektepçilik ve reklamcılık akımı bu günlerde tekrardan gündemde. Yönetim kadrosuna girişin temel şartı olarak kendi lisesinden diplomayı gösteren sarı-kırmızılı ekipte kimilerine göre kardeşlik kimilerine göre mektepçilik kimilerine göre ise adam kayırma yıllardır kulübün istikrarı bir türlü yakalayamamasına sebep oluyor. En büyük rakibimiz kendimiziz sözünün aslında sonuna kadar hakkını veren bir takım. Çünkü bu asillik ve mektepçilik anlayışı o kadar ağır basıyor ki anlam verilmeyen oyuncu hatta teknik direktör gönderimi yıllardır kulübün en büyük sıkıntısı.

Bu konuyu biraz daha açacak olursak kimi zaman reklamı olmayan daha yararlı bir oyuncudansa reklamı olan vasat bir oyuncuyu çok daha fazla bedel ödeyerek kulübe katmak kulübün en büyük alışkanlıklarından. Sadece son 5 yıla bile bakacak olursak yönetimin yaptıkları ile kulübün ne denli yıprandığını görmemiz mümkün. Örnek vermeye kesinlikle Fatih Terim’den başlamamız gerekli.

Kazandırabileceği kupaların hepsini kazandıran teknik adam başarılı dönemlerinde bile bir marka ismi olmadığından ve sürekli sosyal medyada kişisel olaylarından dolayı kulüpte dibi kazılan bir isimdi. En nihayetinde bir oyuncu(Sneijder) polemiğinin de büyümesiyle bir anda takımdan alındı. O zamanlarda sürekli ‘çilek transfer’ meselesi de kulübün sırf reklam ve marka için yaptığı gereksiz harcamalara bir örnek aslında. Borç ve mali kısıtlamalara rağmen bile bu vizyondan vazgeçmeyen yönetim maaşı yüksek oyuncuları (De Jong ve Podolski) transfer etmekten geri kalmadı. Teknik ekibe vereceğimiz diğer en önemli örnek ise Hamza Hamzaoğlu.

Galatasaraylıların içi şimdiden sızlamaya başladı bile. Daha ilk sezonunda bir sezonda Türkiye’deki 3 kupanın üçünü de kaldıran teknik adam diğer sene basit sebepler gösterilerek sezon sonu beklenmeden gönderildi. Dünyada eşi benzeri bulunmayan bu adım da yine reklamcılığın ve marka değerinin yönetim için ne kadar önemli bir vizyon olduğunun bir göstergesi. Başarılı olmuş bir teknik adamı gönderip yerine ligi hiç tanımayan ama sırf marka değeri olduğu için getirilen iki İtalyan teknik adam da başarısızlıklarına rağmen yönetime bu konuda durması gerektiğinin mesajını veremedi. Hala tüm eleştirilere ve başarısızlıklara rağmen oyunculuk döneminde yapmış olduğu kişisel reklam sayesinde teknik adamlık koltuğunda oturan Tudor lig öncesi yapılan maçlarda olumsuz sinyaller verdi.

Bu sezon transferlere de sadece bu anlamda bakacak olursak ya performansları düşük ama reklamı büyük oyuncular ya da maliyeti ve geldikleri takımlar sayesinde marka değerini arttırmaya yönelik hamleler. Birilerinin çıkıp Galatasaray yönetimine rakamların başarı getirmeyeceğini ve en önemli reklamın elde edilen başarı olduğunu anlatması gerek. Bu kadar sayıp döktükten sonra bir mesaj veya temenni adına söylemem gereken ilk şey oyuncu yada isimlerden önce sarı-kırmızılı ekipte değişmesi gereken şey gelenek haline gelen mektepçilik ve reklam aşkı.


Hüseyin Arslan

Galatasaray’da Mektepçilik” için bir yorum

  • Ağustos 9, 2017 tarihinde, saat 10:31 pm
    Permalink

    Bence birinin artık bu yönetime son vermesi gerekiyor

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir