Mutluluk ve Mutsuzluk

Bazen sevinince annem gibi rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına; mavi, mor, kırmızı ve yeşil. Sevinince her şey biraz daha farklılaşıyor. Hayat, iklim, nefes alıp vermeniz, sevdiklerinize karşı tutumunuz ve dahi kısaca her şey siz, mutlu olunca/sevinince daha iyi. Güneş, her zaman doğan güneşin sizin için ayrı bir anlamı olabiliyor, bir sokak kedisi o gün size çok farklı şeyleri hissettirebiliyor. O gün aslında normal olan, olağan olan ne varsa dikkatinizi çekiyor ve siz çevrenizde ne varsa onlarda farklı bir mutluluk kaynağı arıyorsunuz.

Mutlu olmak, işi düşünmek olan filozofların ulaşmak istedikleri bir yer olmuş. Sürekli mutlu olmanın, mutluluğu baki kılmanın yollarını aramışlar. Mutlulu elbette baki kalamayacağı için felsefeye de ”yolda olmak” demişler: Mutlu olma yolculuğunun yolcusu. Tabi bir de iyi yolun yolcusu, kötü yolun yolcusu olmak var.

Nitekim insanlar, hep mutsuz olacaklarını ve daim mutsuz kalacaklarını hissettiklerinde aslında bir karamsarlığa ve iç huzursuzluğa düşer. Zülfü Livaneli şöyle der: Asil ruhların en neşeli zamanlarında bile bir hüzün vardır. Daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir. 

Mutluluğu baki kılmanın zor olduğunu belirttikten sonra, mutsuzluğun ebedi kalamayacağını da ifade edelim. İnsan, bence bu iki tarafı da dengeleyebilmeli kendi içinde. En mutlu zamanlarında bile bir tarafında hüzün olmalı, en hüzünlü zamanında bile içinde bir mutluluk olmalı. Yani en iyi gününde, en kötüyü hatırlayan bir kalp, en kötü günde ise bir gün en iyiye ulaşacağına dair bir inanç bulundurmalı insan.

Velhasıl, mutluluğun da mutsuzluğun da hudutları, reçetesi yoktur. Her insan kendi mutluluğu veya mutsuzluğunun müsebbibi ya da doktorudur. Yine ne yapsa kendine, ne söylese, ne hissetse kendinedir. Hayatı ortadan biraz daha ileride yaşamak kanımca en iyi seçenek.