Havası Kadar Soğuk, Ankara İnsanı

Kendimce uzun aradan sonra yıllarımı-çocukluğumu geçirdiğim evime, Ankara’ya bir haftalığına gittim. Orada yaşarken -ki hala yaşıyorum, fark etmediğim birçok sıradanlık hiç olmadığı kadar gözümü tırmaladı. Neden böyle?  Sorusunu sordum kendime.

 

Anadolu’nun herhangi bir  iline gittiğinizde sizi ufak da  olsa bir kültür karşılıyor, bunu mutlaka fark edeceksiniz. Çarşısında bulunan esnaftan, oturduğunuz kahvecilerden, şehir düzeninden anlayacaksınız ki Ankara’dan faklı bir yer ve bir ruhu var. Özellikle insan farklılığını ortaya koyacak, Ankara’nın somurtkan insanına nispeten daha çok gülümseyen, farklı şivesi ile daha güzel  konuşan insanlarla karşılaşacaksınız. Ve bu o şehri yaşanabilir hale getirecektir.

Yolculuğumuza Aşti’den başlıyoruz. Zaten çok kalabalık olan şehir bu noktada daha da çekilmez hale geliyor. Bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar hiçbir mimik belirtmeden yanınızdan uzaklaşır. Acelesi vardır ve kimseyle uğraşacak vakti yoktur. Aşağı doğru ilerliyoruz. Kızılay’a gitmek için Ankaray’a -bir nevi Metro’ya- biniyoruz. Burada da insanların inmesine fırsat vermeden içeri doğru durmaksızın ilerleyen insanlar, dışarı çıkmak  için yine aynı hızda ilerleyen diğer insan grubuyla karşılaşıyor  ve hallerinden memnun bir şekilde birbirini iterek gözüne kestirdiği  koltuğa doğru tüm çevikliği ile  ilerliyor  ve anında oturuyor,  siz kendinizi bi anda dolmuş koltukların arasında sap gibi buluyorsunuz. Oturan kişi sanki madalya almış gibi büyük bir gururla yoluna devam eder. Evet oturuyorsanız gerçekten şanslısınız. Fakat oturanlar birbirine küs ve kavgalı gibi konuşmaz, üstüne üstük somurttukça somurturlar. Şu koyduğum fotoğrafı dün çektim ve burada herşey anlaşılıyor sanırım. Ah teknoloji! 

Kızılay’da iniyoruz. Büyük bir hızla attık kendimizi sokağa, hatta atmak zorunda kaldık diyebiliriz. Karşıya geçmek için, kuzuyu kapacak kurt edasıyla bekleyip, yeşil ışık yanınca toplu saldırıya geçer gibi karşıya geçiyoruz. Müthiş kalabalık!

Kızılay’da esnaflarda bir acayip, her gördüğü yerde  “buyur ablaaa” diye bağırmadan edemezler. Tabi bunlar biraz daha samimi diyebileceğimiz tarzda. Diğer kesim ezberlenmiş şeyleri tekrar edeler, “buyurmazmıydınız efendim” “el falınıza bakmamızı ister misiniz?”  Hiç çekilmiyorlar!

Size tavsiyem şu yere hafta sonu gitmeyin. Çarptığınız insan sayısı kadar, baş ağrısı ile dönüyorsunuz. Tabi kalabalığı seviyorsanız sizin bileceğiniz iş. Biz de her gelişimizde işimiz düşmedikçe gelmeyeceğimizi sözleştirerek ayrılıyoruz…

Ankara’nın ayazı vardır bilirsiniz. Ayazından daha soğuk insanları ile de meşhurdur kendisi…

Memur insan bunlar, hep bi düzen içinde işlerini görürler. Oradan çık oraya,  sonra eve, sabah işe, öğlen restoranda derken gün, bi öncekinin tekrarı ile devam eder…

Daha çok toplama denilecek bir şehir. Ankara’nın yerlisinden çok, çeşitli sebeplerle oraya gelen insanlarla dolu. Belki de kültür farklılığından doğan kaynaşmama, güveneme hissi doğrultusunda her insanın kendi içine çekilmesi olarak da yorumlayabiliriz bu durumu, ama şu somurtkanlık ne de çabuk alışılan bir hasletmiş!

En önemli örnek ise, dolmuş şoförleri! Çoğunluğu “Ankara bebesi”  tarzında ellerinde tesbih, radyoda Ankara havası, genellikle telefonda konuşan, “biraz daha yaklaşalım abi” lafını çokça zikreden, adres sorulduğunda cevabı ağzından kerpetenle aldığınız insanlardır.

Bir de sokakta adres sorduğunuz çoğu insan da adresi yanlış söyler.

Her neyse…

Aslında derin bir araştırma yapılsa bu memur şehri insanlarının soğuk olduğu kanıtlanır gibi.  Meslek sahibi olmayı, hayatın içine dahil olmaya tercih eden insan yığını çıkar karşınıza.

Evet şunu da kabul ediyorum ki, Ankara çok fazla toplumu içinde barındırıyor. Farklı şehirlerinden insanlar, öğrenciler, memurlar,işçiler… Bu sebepten farklı insalardan gördüğümüz tepkileri tüm şehre mal etmemeli, fakat…

Gerçek efendim!  Mütevazı bir Anadolu şehrinde yaşamayı bırakıp, beton yığınları arasında yaşamaya mecbur bırakan dünya düzeni bizi soğuk yapıyor, duygusuz bırakıyor.

Ama insanız en nihayetinde, gülebilme yetimiz var, çok da zor olmayan. Zor değil, herşeye rağmen gülmek. Günün yorgunluğuna, patronun tepkisine, trafiğin yoğunluğuna, evin stresine aldırmadan ‘insanlar beni güzel hatırlasın’ anlayışı ile gülmek…

sevgiyle…