Hepimiz Hayatımızı Değiştirecek Bir Anın Peşindeyiz

Hepimiz hayattan bir şeyler bekleriz ama çoğumuz hayatta bir anın gelmesini bekler: bir an: Dönüm noktası, her şeyin değişeceği bir karar anı. Hayattan medet umarız kısaca. Başka medet umulacak bir şeylerimiz kalmadığında en azından “en azından” diyebilmemizin hatırına medetlerimizi hayata bağlar ve öyle tutunuruz sevdiklerimize, sevmek zorunda kaldıklarımıza ya da bir ömür sevemeyeceklerimize.

Örneğin hayatta bir şeylerin artık istediğimiz gibi ilerleyeceği, dümeni elimize alacağımız bir vaktin gelmesini sabırla bekler, sükut eder; erdem gösterir ve artık olacağına inanmak isteriz.

Şöyle bir şey vardır psikolojide: Kumarbaz Safsatası. Yani çok kötü ve istemediğimiz olaylar oldu ama bu sefer gün yüzü göreceğiz; hep kötü kartlar çektik bu sefer iyi kartlar, müthiş kozlar çekeceğiz gibi bir inanca kapılmaktı bu. Ve çoğu zaman hep kötü olduğunu ama bu sefer iyi olacağına kendimizi kandırmak isteriz. Mesela çok güldük başımıza bir iş gelecek düşüncesinin zıddı gibi.

Ve genellikle o anlar bir hayale kapılır, suda halkalar çizip kaybolur dakikalar içinde. Hep yeni bir yaşımızı, çağımızı bekleriz. Nihayetsiz bu takibe doğrusu ömür yetmiyor demişti Ozan‘ın biri. Nihayetsiz ve her nihayetin devamında yeni bir takip başlatıyorduk içimizde. Böyle yaşanamazdı belki ama kimileri için de bunsuz da yaşanamazdı.

Umut etmekti ve işin aslı, asla aramayacak bir kişiden telefon beklemek gibiydi bu bekleyiş. Fakat bu uğraşın içinde olmak bile mutlu edebiliyordu insanı. Çok zaman kaybettiriyordu, çok zaman ve biraz da ümit; yaşamak buydu birileri için.