İnsanlık Nereye Gidiyor?

Bugün insanlığı yazmak istiyorum. Yok olmakta olan insanlığı.
Öncelikle anne ve babalar, çocuklarınızın sizden farklı bir birey olduklarını unutmayın. Kendi düşüncelerinizde düşünmelerini, sizin tuttuğunuz takımı tutmalarını, yapmak isteyipte yapamadığınız şeyleri onlara dayatmanızı, istediğiniz mesleği seçmelerini, istediğiniz hayatı yaşamalarını istemeyin. Sadece doğru olanı anlatın, bırakın seçme hakkı onların olsun. Bırakın aklını kullanacağı zamana kendileri karar versin.
Öğretmen adayı arkadaşlarım bundan sonrası bize düşüyor. Kendi düşüncelerimizi aşılayan öğretmenlerden asla olmayalım. O küçücük beyinlere kaldıramayacağı yükler yüklemeyelim. Siyasi görüşümüzü, tercihlerimizi, tanımadan sevmek zorunda bırakılan kişileri onlara dayatmayalım. Çocuklar bunları bilmek zorunda değil, bizim neyi sevdiğimiz, neyi düşündüğümüz neden umurlarında olsun? Onların da aynı şeyleri düşünüp, aynı şeyleri sevmesini nasıl bekleyebiliriz?
Neden çocuklar hiç tanımadıkları dünya liderlerini sadece sevmek zorunda? Bırakalım kimi seveceğine kendileri karar versin, bırakalım önce araştırsın ve tanısınlar, sevmek sonraki iş.
Evet arkadaşlar bu konudan çok daha önemli meseleler var.
Sevgiyi anlatmak, saygıyı anlatmak, merhameti anlatmak. Vicdanlı olmayı anlatmak. Kısacası insan olmayı anlatmak.
Şimdilerde bunlara sahip insanlar oldukça azalıyor. İnsanlar kendi gibi düşünmeyen diğerlerine bırakın saygı göstermeyi, tahammül bile edemiyor.
İnsanlar bir diğerini ırkına, dinine, görüşüne bakmadan sırf insan olduğu için sevemiyor. Öyle ki kendisi gibi olmayan başörtülü bir kadına ‘örümcek kafalı, çalışmaya, gezmeye hakkın yok’ diyebiliyor. Ya da başkası bir diğerine ‘cık, cık, cık’ deyip rahatsız edici bakışlar atabiliyor.
Öyle ki rakip takımdaki taraftarlar birbirlerine küfürler edip hunharca kavga edebiliyor. Ne için? Biri galatasaraylı biri fenerbahçeli diye mi? İnsan bunun için kardeşini hırpalar mı?
Peki farklı ırktaki insanlar… Sırf ten rengi koyu diye yıllarca eziyet gören masum insanlar… Irkı farklı olduğu için savaş halinde olan insanlar… Biri kürt, biri türk diye birbirlerini öldüren insanlar… Kaç can yandı, kaç eve ateş düştü? Irkımızı seçme hakkımız vardı da biz mi seçmedik?
Siyasi görüşü farklı olup da asla bir olamayan insanlara ne demeli? Herhangi bir tartışmaya bile gelemeyen insanlar olmadık mı? Solculuğuna, sağcılığına, ülkücülüğüne bakmadan sırf insan olduğu için sevip saydık mı?
Savaştan kaçıp ülkemize sığınan annelere, babalara, bebeklere yanımızda yer açmak çok mu ağırımıza gitti?
O insanlar ister miydi evini, mahallesini, komşusunu, ülkesini geride bırakıp hiç bilmedikleri bir yere can havliyle tutunmayı?
O insanlardan biri de biz olabilirdik be kardeşim, bir düşünsene!
Hiç düşünmeden, acımadan bir diğerini katleden insanlar her geçen gün artmıyor mu?
Cinsiyeti yüzünden başına gelmeyen kalmayan insanlar her gün biraz daha artmıyor mu?
Bırakalım bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığında yaşamayı! Bir gün o yılan öyle bir dokunur ki hayatımıza…
Yine dilimin ucuna geliyor, yine insanlık ölüyor mu korkusuna kapılıyorum. Sonra büyümekte olan yeni nesili görüp bir daha korkuyorum. Anneler, babalar, öğretmenler insanlık nereye gidiyor?
Bırakın elimize hiçbir şey geçmeyecek olan ırkçılığın, siyasi görüşün, takımların, tercihlerin kavgasını.
İnsanlığı anlatın, insanlığı konuşalım.
Öyle ya herkes aynı olsaydı, ne anlamı kalırdı bu hayata gelmenin?
İnsanı insan olduğu için sevelim. Sevemiyorsak saygı duyalım.
Zira insanlığın sonu hiç ama hiç iyiye gitmiyor.

Zeynep Acar

Öğretmen&kendince yazar